Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Zor Meslek

08 Mayıs 2011, Pazar - 00:47
Hayat boyu vazgeçemeyeceğin, seve seve ödün vereceğin bir meslektir annelik. Ana olmak şaka kaldırmaz, kaçışı yok bu işin. Hayatının, duygularının, emellerinin, çabalarının anlamı değişir ve içinde patlayan o volkan evladına akıtır sevgini. Koruma içgüdünle kollarını açarsın, yüreğinden kopan sıcak bir nefesle sarıp sarmalarsın, kanınla canınla beslersin onu, duaların yükselir gök kubbeye ve Tanrının sana bağışladığı O can için yakarırsın. “Yüce Tanrım, evladımı sen koru, ona ömür ver, güldür yüzünü.”
 
Annelere sayamayacağım kadar güzel sıfatlar yakıştırırlar : Anne kutsaldır, fedakardır, affedicidir, öpülesi elleri, dağlar kadar cömert gönlü…vs.vs.vs. 
 
Anne, yaşam gücüdür. “Annem, Anacığım” demek bir sevgi, bir güven belirtisidir. Bu kelimeyi bir başkası için telaffuz etmek kandırmacadır, yalandır. Gerektiğinde de “Neşe anne, Fatma anne” demez miyiz? Peki sorarım size, madem ki annelik tarif edilemez bir sevgi, erişilemez bir mutluluk, o zaman neden bazı hanımlar kendilerine “Anne” söyletmezler de çocuklar öz annelerine isimleriyle hitap ederler ? Anneliği mi yakıştırmazlar kendilerine, yoksa bir arkadaşlık havası estirmek için mi bu güzelim kelime yasaklanır yavrularına. Büyük anneleri anlamak çok kolay “Kadınların yaşı sorulmaz” derler ya, bazı hanımlar için bu önemli olabilir. Fakat,  bir anne… Düşünün bir kere “Annem” diyemeyen, bu özlem içinde kıvranan, gözyaşı döken ve bu acıyla yaşlanan nice insanlar var. Ya anneler, onlar neden “Kızım, oğlum” veya “Evladım” demezler de, hani kendilerini hatırlatmak içinmiş güya “Anneciğim” derler yavrularına.
 
Salt sevgiyle,  yürek tüketmekle, öpüp okşamakla, beslemekle, giydirmek, gezdirmekle de anne olunmuyor. Zihinsel ve bedensel yorgunluk isteyen bir aşktır annelik. Baba ile evlat arasında bir köprüdür anne. Evladıyla doğup evladıyla ölmektir, iyiyi doğrudan ayırmaktır, akıl ve zekâ işidir annelik. Yaşadığımız şu garip dünyada,  elinden geldiğince, hatta imkanlarını da zorlayarak ona bir yol gösterirken, ruhsal destek sağlamak, öğretimi ve eğitimiyle ilgilenirken bencilce kendini kollayan ilkelerle işe koyulmadan belirli bir disiplin çerçevesinde onu hayata hazırlamak, topluma kazandırmak, ayakları üstünde durabilecek duruma getirmek, eğitimini verdikten sonra da kişiliğini kazandırmak, özgüvenini sağlamak, fikirlerini ve dünya görüşünü şekillendirmek gibi zor bir meslektir annelik.
 
Yurt dışında oğlunu koruyabilmek için kendi eliyle polis çağıran, gözyaşlarını içine akıtarak onu çevresinden koparabilmek amacıyla biraz daha çok cezaevinde tutulmasını sağlayan bir anne ile dertleştim. Sadece ağıt yakıp “Ah oğlum, paşa oğlum” diye feryat edebilen anneler, kızlarını kendi hayatlarının içine hapsederek yapış yapış yaşayıp, hayatı donduran, kişilik ve mutluluk vizesi vermeyen diplomat anneler, o kadını anlamakta güçlük çekerler elbette. Ama sonuçta başaran O katı yürekli görünen ama zeki, planlı ve özverili anne oldu.
 
Bir ailenin evladına verebileceği en güzel duygu sevgidir. Hayatta her güzel yol sevgiden geçer. En etkili panzehirdir sevgi. Tanrıyı kendinde hissetmek, insanı sevmek, doğayı sevmek, hayatı güzel uğraşlarla, örneğin sporla, sanatsal faaliyetlerle renklendirmek, yaşamın yükünü hafifletir.
 
Annenin görevlerinden en önemlisi de evladına aile kavramını tüm güzellikleriyle sergilemektir. Aile insanın sığınabileceği tek güvenli yer olmalı. Orada, sevgi, tatlı bir ses, huzur, şefkatli bir el ve güven vardır. Aile fertleri kendi aralarında sevgi ve saygı bağını kuvvetlendirecek dialogu sürekli canlı tutmaya özen gösterdikleri sürece sorunlarını kolaylıkla çözebilirler.
 
Ruhun temel gıdası, mutlu bir çocukluk yaşatabilmeleri için, anne ve babanın da mutlu olması gerekir. Burada annenin görevi bu huzuru sağlamaktır : eşine önem vermek, evliliğini eskitmemek, bitirmemek ve bu ortamda evladına, yaşam boyu kullanacağı ruhsal desteği sağlamak, yine biz annelerin görev sahasına giriyor.
 
Çocuğun karakterini yoğuran, o hamura şekil veren annedir. Genelde baba biraz daha uzaktan kumanda eder. Aile düzeni bozulsa bile, dengeli ve duyarlı bir anne evladını baba sevgisinden ve imkânlarından mahrum etmez. Anne yüreği sorunlarını çözmeye çalışırken bile evladını koz olarak kullanmaz.
 
Gelelim eşini kaybeden, dul kalmanın zorluklarını çeken bir annenin evladını tek başına yetiştirmesine. Ayakta durabilmek için gereken tüm meslekleri amatörce uygulayıp profesyonel bir eda ile başını dik tutan bu anne modelini şerefimle yaşadığım için hemcinslerime yılmamalarını, güçlü olmalarını ve kişiliklerinden ödün vermemelerini tavsiye ederim.
 
Ve babasız çocuk doğuran anneler! Hayatta herkes kendi romanını yazıyor. O kadar çok bilinmeyenle, söylenmeyenle yaşıyoruz ki insanları yargılamak kula düşmüyor lakin bu tip çocuk sevgisinin çocuğa zararlı olduğu kanaatindeyim. İlerde psikolojik ve sosyal sorunlar doğduğunda ne tür pişmanlık yaşanacağını, anne-çocuk ilişkisinin ne boyutlara varacağını düşünmek bile istemiyorum.
 
Ya çalışan anneler! Anne kucağını, o kokuyu, o okşayışı özleyen bebeler! Evet, hayat gittikçe zorlaştı. Ben bir annenin çocuğunu tek başına büyütmesinden yanayım hatta çocukluk devresini atlatana kadar. Birçok kişiyle birlikte eğitilen çocuklarda sosyal sorunlar fark ediyorum. Yarım asrı çoktan geriye bırakmış aile büyüklerine de bu sorumluluğu yüklemenin doğru olmadığına inanıyorum. Annenin çalışması bir ihtiyaçsa, yapılacak bir şey yok ama biraz istekleri azaltıp kanaat edilebiliyorsa, çalışma hayatını biraz askıya almakta kesinlikle yarar var.
 
Bir de anneye verilen o güzel sıfatların arkasına sığınan sözde anneler var. Bu kadınların birçoğu psikolojik desteğe muhtaçtırlar veya inanılmaz bir cehalet içindeler. Evimize ziyarete gelen bir genç bana bir gün hiç beklemediğim bir anda  “Benim annem çağ dışı bir kadın demişti.” Belki de doğru düşünüyordu, tek neden annesinin uyumsuzluğuydu ki tedavisi mümkün olabilirdi. Anne elinden tutup büyüttüğü ama kesinlikle yetiştirmeyi düşünmediği evladını kendisine mal etmeye çalışır. Eşini de hiçe sayar, evliliğini de unutur, önemli olan kendi refahıdır. Doğurganlığını üstünlük olarak görür. Yapılması gereken şeyleri fedakârlık sayar. Evladını kendisine bağlar, kırar kolunu kanadını, yabancılaştırır onu hayata. Bu tip anneler, evlatlarını korkutarak, acındırarak, döverek, hatta kıskanarak büyütürler. Hayatı hem kendilerine, hem ona zehir ederler. 
 
Mayıs ayı, rengârenk bahar çiçeklerinin, buram buram kokularının başımızı döndürdüğü ve aynı zamanda anneler gününün kutlandığı bir ay. Ana rahmine çocuk düştüğü andan, son nefesine kadar ömrünü ve hayatını evladıyla paylaşan bir anneye, bir günlük sultanlık yeter mi? Yetmez tabii, onları her gün mutlu edelim ama bu sembolik günü de kutlamayı unutmayalım ve annelerimize gönlümüzden kopan çiçeklerle bir taç örelim, sevgiyle öpelim onları, ellerinden, yanaklarından. Bu hayattan ayrılanlar için açalım kollarımızı ve dualarla, özlemle analım onları.
 
Ne mutlu anneliğini evladının sevgisinde görebilen anneye.