Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Ziyaret

19 Mayıs 2011, Perşembe - 22:55
Bir hastane odası…Kadın eşinin yanı başında oturmuş ölümü bekliyordu. Böyle bir ölüm, insanlığın utancıdır diye düşündü. “Ay’a ayak basmasını becerdiler, şu hastalığa ilaç bulamadılar “ dedi.
 
Geçen güzel yılları düşündükçe yüreğinin yandığını, sanki etinin kemiğinden ayrıldığını hissetti. Nefesi tutuldu, sırtından bıçaklanmış gibiydi. Ölümü kabullenmişti ama ayrılığa nasıl katlanacaktı? Daha kötüsü bunu evladına nasıl izah edecekti? Gözyaşları sel olmuştu. Vakit gece yarısı, kadın dua ediyordu. Yalnızlık beynini ve bedenini sarmıştı. Bu kez yenilmişti. Ölüme kim yenilmez ki? Başını ellerinin arasına aldı, öylece kalıverdi.
 
O ne? Rüya mı görüyordu yoksa? Karşısında minik bir fare pembe kulaklarını dikmiş, boyundan uzun kuyruğunu sallayarak yusyuvarlak ve parlak gözleriyle kendisine bakıyordu. Kadın hemşireyi çağırdı. “Fare var… fare! Böyle bir hastanede fare olur mu hiç?” Koridorda bir telaştır başladı. Süpürgeler, faraşlar, sopalar ve hastabakıcılar anında imdada yetiştiler. Hastanenin bir bölümünde tadilat vardı ve farecik yolunu şaşırmıştı. Kadın birden durakladı.” Allah’ım ben ne yapıyorum” dedi. Yalnızlığını paylaşan şu ufacık yaratığı cellâtlar ordusuna teslim edemezdi. Bağırmaya başladı:”Fare kaçtı, kaçtı, evet kaçtı! Rahat bırakın bizi!” Sonra yatağın yanına koştu, kocasıyla göz göze, el ele kapıyı çalacak olan yabancıyı beklemeye başladı.
 
Birden garip bir duygu sardı kendisini. Yalnız değildi. Evet, evet, küçük fare ayağının ucundaydı. Sanki kadının beynini okuyor, tüm mutsuzluğunu, çaresizliğini anlıyor gibiydi. Bir elmanın yarısı yere düşüyordu. Farecik bir an arka ayaklarının üstünde duruverdi, kadını oyalamak ister gibiydi ama bu kez çocukluğunda tanıdığı “Mickey Mouse” onu güldüremedi.