Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Has Bakış
Ali HasdemirAli Hasdemir

Zehirli Gıdalar

06 Şubat 2012, Pazartesi - 13:00
Bilinçli mi zehirleniyor organizmamız?..
 
Sosyologlara, toplum bilimcilere bir katkıda bulunmak, bir nebze de olsa yardımcı olmak isteriz..
 
Esasen görevlerimizin başta gelen unsurlarından biridir bu.
 
Toplum, neden bu denli kaderci, tepkisiz, morfinlenmişcesine sessiz, suskun puskun, algılama ve hareketterinde edilgen durumda acaba, sorusuna yanıt arıyor iseler tabii..
 
Hayır, kesinlikle bir yazgı değil bu..  Bu da bir tür toplumun genetiğini bozma amaçlı biyolojik harekât..!!
 
Öyle komplo teorisi falan da değil artık, bu sözlerimde iddia sahisi olmamı gerektiren somutlaşmış örneklerim, gerçek donelerim mevcut çünkü..
 
Nasıl bu hale geldiğimizin değil de daha çok getirildiğimizin gerekçeleri, korkarım ki, sadece psikolojik harekâtla sınırlı değil, her geçen gün bir büyük BİYOLOJİK harekâtın da türlü patalojik sonuçları ortaya dökülmekte patır patır...
 
Sizler, günümüzde kanser vak’alarında niçin büyük bir patlama yaşandığını kavramakta zorlanıyor musunuz hâlâ..??
 

 
Daha henüz geçtiğimiz  yıl,  65 bin gıda örneğinin yaklaşık yarısında zirai ilaçlarının kalıntılarına rastlandı..
Ürünlerin yüzde 4,5'inde Avrupa Birliği'nin belirlediği limit sınırının üzerinde zehirli ilaç mevcuttu..


En fazla zehirli kimyasal maddeler ise üzümlerde görüldü. Üzümlerin yüzde 72'sinde haşere ilaçlarının artıkları bulundu..!!
 
Bu durumda, üzümlerin zehir deposu haline getirildiğini söylemek abartılı olmasa gerek..
 
Şaraptaki risk faktörleri  konusuna ise hiç girmeyelim isterseniz.. Zaten şarabın tüketicisi olmamam bir yana basın emekçisi olarak ilgi alanımın da çok dışında kalıyor..
 
O konuyla da Hürriyet Gazetesi’nin eski Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul bey ilgilenir nasıl olsa..
 
 
Bazı üzümlerdeki kalıntıların çocuklar için kabul edilebilir olan miktarın 9 katından daha fazla olduğu belirlenmişti..
 
Ayrıca Greenpace örgütü de TÜRKİYE'den gelen üzümlerde de aşırı miktarda tarım ilacının bulunması dolayısıyla AB ülkelerindeki tüm tüketicileri uyardı..
 
Dış Pazar, uluslar arası çevre örgütü tarafından uyarılarak tedbir aldı..Tamam..
 
Ya iç  pazarımız? Yerli malı yurdum malının sorgusuz sualsiz, o “ensesine vur ekmeğini al”  modundaki iç tüketicisi ne yaptı?
 
Asla uyaran muyaran falan da olmadığı için birden zehirlendi mi?  Yoksa yavaş ya da hızlı yayılan bir kanser türüne mi yakalandı? Ne dersiniz?
 
Konunun ciddiyetini daha iyi kavramak için sürdüreyim edindiğim bilgileri..

Uzmanlar, sebze ve meyvelerde değişik kimyasal maddelerin bir arada kullanıldığını da tespit etti. Örneğin bir bibere uygulanan inceleme sonucunda  29 değişik kimyasal maddeye rastlandı..!!
 
Bakın şu rakam da çok çarpıcıdır; 1997 yılında yapılan ölçümlerde ürünlerin yüzde 15,5'inde en az iki kimyasal maddeye rastlanırken en son ölçümlerde bu oran yüzde 27,7'ye yükseldi.
 
Hemen hemen üretilen ve besinler üzerinde uygulanan zehirli kimyasalın oranı iki katı daha artmış..!!
 
Bunu yapan vicdansızlar,  belli ki şu şeytani kurnazlıklarını iyice geliştirip çeşitlendirmiş olmalı..
 
Çünkü, Doğayı Koruma Derneği yöneticileri, üreticilerin AB tarafından belirlenen limiti aşmamak amacıyla değişik ilaçları karıştırarak “harmanlanmış zehir” kullandıklarını da ifade ediyor.
 
Derneğin yöneticileri, aşırı ilaç kullanımının doğa ve iklim üzerinde yarattığı olumsuz etkilere de dikkat çekmekteler. Uzmanlar, ayrıca çevreye yayılan kimyasal maddelerin biyolojik çeşitliliği genetik düzeyde tehdit ettiğini belirterek, bazı hayvan, bitki ve mantar türlerinin YOK OLMA tehlikesi ile karşı karşıya olduğu uyarısında bulundular..

Doğadaki her tür haşarata karşı kullanılan ilaçlardaki artış, köylülerle tarım işçilerini de olumsuz etkiliyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yapılan araştırmalar, yılda 25 milyon işçinin zehirlendiğini gösteriyor. Tarım sektöründe ortaya çıkan ölümlerin yüzde 10'una kimyasal ilaçların neden olduğu da resmen belirlendi.


Bakın çok önemli: Bu sebze ve meyveleri yıkamak yetmeyebiliyor..

Konunun batıdaki uzmanları, sebze ve meyvelerin iyice yıkanmasını önerirken bazen bunun işe yaramadığına dikkat çekerek şunları hatırlatıyor; “Bazı kimyasal maddeler, meyve ve sebzelerin kabuğunda bulunuyor. Bunların yıkanarak temizlenmesi mümkün. Ama bazen meyvenin içine giriyorlar. İyice yıkamak hiçbir şeyi değiştirmiyor."


Kaygı içerisinde kıvranan tüketicilerini çok sık uyaran uzmanlar ekolojik ürünler satın almalarını öneriyor..
 
Şahsen aynı fikirdeyim, durum o kadar çığırından çıkmış ki, başka bir çözüm ortada gözükmüyor artık..
 
Bakınız bu sonuçlar, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu tarafından hazırlanan, ancak hâlâ kamuoyuna açıklanmayan bir raporda yer alıyor..
 
Avrupa Birliği'nin gıda ile bitki ve hayvan sağlığından sorumlu bölümü FVO tarafından hazırlanan ve henüz kamuoyuna açıklanmayan bu yaşamsal önemdeki gizli raporu, İsveç Doğayı Koruma Derneği tarafından ele geçiriliyor.


İnsanlar zehiri yerken, yutarken, acaba onları uyarmak için neden rapor çekmecelerde tutuluyor dersiniz?
 
Tarım lobisi ya da dünyadaki yaygın tanımıyla tarım mafyasının bunu engellediği iddia ediliyor..
 
Kanser türlerine karşı tedavi amaçlı ilaçları üretmeyi tekeline almış dünyadaki yaygın tanımıyla ilaç mafyaları (pardon şirketleri) ile bir  tarım lobisi arasında bir iş anlaşması olasılığı olabilir  mi?
 
“Biz  hasta edelim şu canlı türlerini, siz de onları tedavi etmeye soyunun” şeklinde bir kontrat, çok mu paranoyakça bir fikirdir?
 
Ve o zaman tehlike daha da derin ve çok boyutlu diyebilir miyiz?
 
Durumun böyle olduğuna ilişkin kanıtlar da aleni ortada zaten..
 
Çünkü, bu yaşamsal önemdeki konuyu açıklayanlar, yazarak bilinçlendirenler ya da çeşitli konferanslarda dillendirerek kamuoyunu bilgilendirenler,  böylesine büyük rant sağlayan çarkların arasına çomak sokanlar ölümle tehdit ediliyor..
 
Çoğunlukla da yaşatmıyorlar..
 
Tıpkı, yavaş yavaş zehirleyerek yok ettikleri diğer insanlar gibi..