Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Eko
Erkavim YıldırımErkavim Yıldırım

Yürü bre Hızır Paşa

02 Haziran 2011, Perşembe - 23:13
“Hızır adlı bir genç de Pir Sultan’ın adını duyup ondan feyiz almak için gelen köylülerden biridir.
Hızır, Sivas’ın Hafik ilçesinin Sofular köyündendir. Köyündeki insanların ve yaşamın bozulması nedeniyle gelip Banaz’a yerleşir; Pir Sultan Abdal’a kapılanır. Hızır’ın Pir Sultan Abdal’a hizmeti ve müritliği yedi yıl sürer.
Yedi yıl sonra Hızır, Pir Sultan Abdal’dan himmet ister. “Pirim bana himmet edin, ruhsat verin, büyük adam olayım.” der.
Pir Sultan Abdal da ona “Ben sana ruhsatı da himmeti de veririm Hızır.” der. “Ama sen gidip de büyük adam olunca, Vezir, Paşa olunca gelip beni asarsın.”
Böyle der ama duasını eksik etmez. İstanbul’a yolcu eder Hızır’ı.
Hızır İstanbul’da saraya girer ilerler, paşa rütbesi alır ve Sivas Valiliği’ne gönderilir. Vali olunca tüm inanıcını, ikrarını unutur. Yoksulları ezmeye, onlara zulmetmeye, haram yemeye başlar. Hak gözetmez, namus bilmez bir  Vali olur.
Artık adı Hızır Paşa olan Hızır’ın Sivas’ta Kara Kadı ve Sarı Kadı adlı iki kadısı vardır. Bu iki kadı da aldıkları rüşvetlerle, haklıları haksız çıkarmakta, adaletsizlikleriyle ünlüdürler. Yoksul halkın bu iki kadıdan çekmediği kalmamıştır.
Sivas Valisi Hızır Paşa adı Koca Başlı Kör Müftü olan İl müftüsünden bir fetva alır. Bu fetvada “Şahın adının yasaklandığı, Şah diyenlerin dillerinin kesilip öldürülecekleri...” söylenir. Tellallar meydan meydan, sokak sokak gezip bu fetvayı duyururlar.
Pir Sultan Her gittiği yerde fetvaya karşı çıkar. Nereye gitse Şah’ı över. Bunun için ölümü de göze aldığını duyurur hep.
 Muhbirler ve münafıklar, Pir Sultan’ın bu dediklerini hemen Hızır Paşa’ya yetiştirirler. “Senin fermanını da müftünün fetvasını da dinlemiyor bu adam” derler. “Her gittiği yerde Şah’tan söz ediyor”
Hızır Paşa’da askerlerini gönderip Pir sultan Abdal’ı Sivas’a getirir. Eski Piri’ne saygıda kusur etmez. Fetvadan, Pir’in demelerinden hiç söz etmez. Siniler içinde nefis yemekler sunar Piri’ne. Ama Pir Sultan yemeklere elini sürmez. Hızır Paşa Piri’nin yemeklere elini sürmediğini görünce sorar:
“Pirim, yoldan geldin açsındır. Ama yemeklere elini sürmedin. Neden?”
Pir Sultan eski müridine şunları söyler:
“Sen haram yedin. Zina ettin. Yetin malına el attın. Onların ahını aldın. Yoksullara haksızlık ettin. Senin bu haram parayla yaptırdığın yemeklerine ben değil köpeklerim bile ağızlarını sürmezler.”
Pir Sultan, bunları söyledikten sonra Paşa konağının penceresinden Banaz’daki köpeklerine seslenir. Banaz’daki köpekler koşarak gelirler konağa. Sofradaki yemeklere yaklaşırlar ve bir kez kokladıktan sonra da hiç dokunmadan geri çekilirler.
Bunu kendisine hakaret kabul eden ve çok kızan Hızır Paşa, Pir Sultan’ı tutuklatıp Sivas’taki Toprakkale’ye hapsettirir. Ama birkaç gün sonra yaptığından pişman olur. Ne de olsa Pir sultan onun eski Piri’dir ve çevrede saygı gören, sevilen birisidir. Pir Sultan’ı hapisten çıkartıp huzuruna getirir. Ona bir öneride bulunur.
“Pir’im, içinde ‘şah” sözü geçmeyen üç deme söyle seni bağışlayacağım.”
Hızır Paşa’nın bu sözleri üzerine Pir sultan sazını eline alır ve içinde ‘Şah’ geçen üç deme söyler. Hızır paşa çok kızar ve Pir Sultan’ın asılmasını emreder.”
Ne kadar tanıdık değil mi yüzlerce yıl önce Anadolu’da yaşanmış bir olayın anlatımıyla bugünlerde yaşadıklarımız ne kadar tanıdık. Metin Lokumcu, Metin Hoca Hopa’da bir öğretmen. Dürüst, namuslu, devrimci ve yaşadığı bölgedeki dereleri satmak istemeyen bir onurlu adam. HES’lere karşı direniyor, konuşuyor, halay çekiyor, bildiğini söylemekten korkmuyor, utanmıyor. Kendi için değil çocuklar için, çocuklarının çocukları için direniyor. Bir görüntüsü var internette “yeter” diyor “yeter” kendini susturmaya çalışan sivil polise, ellerini arkasına götürüp “tutukla beni de memleketi kurtar”.
Ne kadar tanıdık, bir öğretmen olarak kaç öğrenci yetiştirdi acaba. Binlerce olmalı. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde eğittiği bu çocuklar, bu çocukların eğittiği çocuklar, polis oldular, komiser oldular, emniyet müdürü oldular, kaymakam, vali, bakan, başbakan ve hatta cumhurbaşkanı oldular. Ve bu çocuklar himmet alıp gittikleri yerlerden dönüp gazla zehirlediler hocalarını. Kalp krizi geçirip ölmesine neden oldular. Ne kadar tanıdık...
Neydi suçu Metin Hoca’nın? Hiçbir suçu yoktu. HES’ler yapılırsa dereler kuruyacak, bütün yaşam biçimi değişecek Hopa’da. Sesini başbakana duyurmak için yapılan küçük bir gösteriye katılmak. Ama “Eşkıya inmiş Hopa’ya”. Öyle diyor başbakan. Çünkü ona göre onun gibi düşünmeyen herkes eşkıya. Uzak değil bundan on yıl önce kendisi bir şiir söylediği için yargılandı, hapis yattı kısa da olsa. Yani kendiside eşkıyaydı bir zamanlar. Ne kadar tanıdık...
Edip Cansever bir şiirinde şöyle der;

Ah güzel Ahmet abim benim 
İnsan yaşadığı yere benzer 
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer 
Suyunda yüzen balığa 
Toprağını iten çiçeğe 
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine 
Konyanın beyaz 
Antebin kırmızı düzlüğüne benzer 
Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir 
Denize benzer ki dalgalıdır bakışları 
Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına 
Öylesine benzer ki 
Ve avlularına 
(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi) 
Ve sözlerine  
(Yani bir cep aynası alım-satımına belki) 
Ve bir gün birinin adres sormasına benzer 
Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne 
Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına 
Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına 
Minibüslerine, gecekondularına 
Hasretine, yalanına benzer
Anısı işsizliktir
Acısı bilincidir
Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
Gülemiyorsun ya, gülmek