Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Tatlı Cadı
Lerna Kaprielyan BağdasaroğluLerna Kaprielyan Bağdasaroğlu

Yürek işçisi, en büyük emekçi...

01 Mayıs 2013, Çarşamba - 00:43
 Prensesle mutfaktayız. Yemek yapıyorum, o da ders çalışıyor. Bir yandan da üfleyip püflüyor. ‘’Çok ders var, bıktım artık , bıktım usandım!’’ Çocukların boylarından büyük laflar etmesine çok gülerim, gülüyorum. Kızıyor güzel cadım. ‘’Hah çok komik, gül sen, tabii senin tuzun kuru!’’ Lafa bak. Bu kez kahkaha atıyorum. İyice delleniyor. Haklı kızmakta ama mani olamıyorum…
Somurtup duruyor, surat yapıyor. Üzerine varmıyorum.’’Hadi ama hayat somurtmak, darılmak için çok kısa. Hem bizim evin kurallarını çiğnemiş oluyorsun. Küsmek yasak küçük hanım.’’diyorum. ‘’Benle dalga geçtin. Konuşmuyorum. Beni zorlayamazsın işte!’’ Yanına gidiyorum. Sarılmak istiyorum ama dokunmuyorum. Çünkü gerçekten kızgın ve sarılsam yaygarayı basacak, olay tırmanacak, farkındayım. ‘’Özür dilerim birtanem. Seni incitmek istemedim ama bazen öyle akıllıca sözler söylüyorsun ki, ne kadar büyüdüğünü görüp hayrete düşüyorum. Bu da güldürüyor, niyetim dalga geçmek değildi asla. Gerçekten. İnanmıyorsan gözlerime bak.’’ diyorum. Yan dönmüş dimdik oturuyor, kolları göğsünde kavuşmuş sımsıkı. Dayanamayıp yan gözle bakıyor. Başlıyoruz gülmeye.
‘’Seni affetmedim.’’diyor şakayla karışık bir sesle. ‘’Peki sanırım cezayı hak ettim, cezam neyse razıyım.’’ diyorum. Bir an düşünüp ‘’ 50 baçik’’ diyor. Yani 50 kez öpücük verme cezasına çarptırıldım. ‘’Hadi ama bu çok ağır bir ceza oldu şunu 25e bağlayalım.’’ diyorum. ‘’Hayatta olmaz, 50 baçik, hemen şimdi! ‘’ diyor ve sımsıkı sarılıp 50 kez öpüyorum canımıniçini. Gerginlik geçiyor. Bizim evde cezalar değişiktir. Öpücük cezası da bunlardan biridir ve hep işe yarar. Halimden memnun mutfak tezgahına bakıp, ‘’İzniniz varsa akşam yemeğini pişirmeye devam etmek istiyorum majesteleri.’’ diyorum. Zarif bir el hareketiyle ‘’Çekilebilirsin.’’ diyor . Reverans yapıp işime koyuluyorum. Sosyal bilgiler dersi sorularını cevaplarken soruyor ‘’ Yarın bayram öyle değil  mi?’’ Dik dik bakıp ‘’ 1 Mayıs ya yarın, işçi bayramıymış öyle dediler. Sen de gidecek misin bayrama? Gitme , korkuyorum! ‘’ Önceki iki sene bu civarda koşup slogan atanlara,pencereler kapalı olduğu halde içeri sızan dumana, gürültüye , sonsuz tepemizde uçup duran helikopterlere şahit olmuştu çocuk. ‘’ Yok kızım ben niye gideyim?’’ diyorum. ‘’E artık sen de işçisin ya! Gitme lütfen mamacım, çok korkunç.’’ Yeni işimi kast ediyor, hiç böyle düşünmemiştim, haklı. ‘’Gitmeyeceğim.’’ diyorum.’’Ne biliyorsun 1 Mayıs hakkında?’’ Cevabı güldürüyor. ‘’Kayl’ın doğum günü ve zavallının her doğum gününde sokakta kıyamet kopuyor, ne günde doğurmuş maması onu! İşçiler niye öyle kötü şeyler yapıyor anlamıyorum.’’ Buyrun buradan yakın. Kayl bizimkinin kankasının ağabeyi ve haklı, kaç senedir ortalık yıkılıyor 1 Mayıs’ta. ‘’ Bak kızım 1 Mayıs işçilerin birlik, beraberlik ve dayanışma günüdür. Haksızlıklarla mücadele günüdür. Tüm dünyada işçi bayramı olarak kutlanır. Ancak bu kutlamalar bazen daha önce gördüğün gibi kavga gürültüye dönebiliyor. Hatırlıyor musun haberlerde görmüştün madenciler çok zor şartlar altında çalışıyorlar. Sadece onların değil pek çok işçinin can güvenliği yok, bazıları çalışıp maaşlarını alamıyorlar. Bazıları hak ettiklerinden çok azını alabiliyorlar. İşte 1 Mayıs  bunun gibi haksızlıklara dur demek, dikkat çekmek için kutlanan, konuşmalar yapılan bir gün aslında.’’ Ve öyle bir soru soruyor ki pes diyorum ‘’Peki bu haksızlıklara neden sadece 1 Mayıs’ta dur deniyor ?’’