Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Yüreğimdeki nağmeler...

24 Ağustos 2011, Çarşamba - 19:27
“Sazlar çalınır, Çamlıcanın bahçelerinde / Bülbül sesi var şarkıların nağmelerinde…” İşte İstanbul”un yedi tepesinden biri, Çamlıcadan dalga dalga dağlara, denizlere, göklere, aşklara, sevgilere ulaşan nağmeler.

Müzik denildiği zaman, seçimimi zamanına mekânına göre yaparım. Gönlüm ferah olduğu zaman sofrayı mönünün zenginliğinden değil de muhabbetin güzelliğine göre değerlendirdiğim gibi, müzik de o günkü halet-i ruhiyeme göre beni etkiler.


Chopin dinlediğimde duygularım beni aşar, Aznavour’un sesine hayranım, Müzeyyen Senar’la hüznümü tekrar yaşar, Richard Clayderman’la ruhumu dinletir, Volkan Konak’la Karadenizli  olurum birden, Queen’le dalar giderim, Balkan Müziği bana neşe verir, Barbara Streisand’ı olağanüstü beğenirim, Funda Arar beni etkiler ama benim için Türk Sanat Müziğine kendi devrinde altın damgayı vuran Zeki Müren’dir.

Çocukken Cumartesi geceler Shneider marka radyomuzdan yanılmıyorsam saat 09.15 gibi Zeki Müren’i dinlerdik. Ailemle Küçük Çiftlik Parkında onu seyrettiğim zaman küçücük beynimde onu çok farklı bulurdum. Ben, Türk Sanat Müziğini Zeki Müren ile sevdim. Şarkıları adeta yaşayarak icra ettiğini, her bir mısrada kendinden bir duygu, bir anı, bir yakarış kattığını fark ettim. Onda erişilmez bir şey vardı ve yıllar geçtikçe Zekinin sesi kemale eriyor, benimse Türk Sanat Müziğine aşkım artıyordu. Yakın arkadaşlarım, T.S.M. defterimi bilirler. O defter açıldı mı rakı sohbetine bir de Nihaventten, Hicazdan nağmeler uçuşurdu odanın içine, duygular karmakarışık, anılarla kadeh kaldırırdık ve sabahın erken saatlerine kadar sürerdi bu muhabbet. Bodrum Paşasının yaşadığı o şaşaalı yıllara şahit oldum “ Akşam oldu hüzünlendim ben yine” Bu eseri okurken Bodrum Kalesine akşamın perde perde inişi, konserlerde, sahnede onu alkışladığım yıllar ve nihayet o muhteşem perdenin ebediyen kapanışını seyrettiğim, donup kaldığım an.

Bir tatil dönüşü Bursa”dan geçerken bu eşsiz sanatçının kabrini ziyaret etmek istedim fakat çok da yaklaşamadım, her nedense ayaklarım kesildi çünkü Zeki Müren ölmedi, sesi hala kulaklarımızda ve ben onun asıl yerinin Türk Sanat Müziği sevenlerin kalbinde olduğunu hissettim.

“Seni, sesini, gözlerinin rengini, unutabilsem…” Evet, biz bu nağmelerle büyüdük. Canım yandığında Türk Sanat Müziği ile muhabbete başlarım: “Derdimi anlatırım ıssız geceler aya…”. Hasretimi yine bir şarkıyla duyururum: “Sen nerdesin ey sevgili, yaz günleri nerde…” Sitem de ederim elbette: “Akşamın olduğu yerde, bekle diyorsun, gelmiyorsun…” Doğayı hatırlatan şarkılar:”Adanın yeşil çamları…” Hele Türküler… İstanbul Türküleri:”İstanbul”dan Üsküdar”a yol gider…” O içten, o mahzun, o ezilmiş, o saf, o ciğeri yanan, yarine hasret, zulüm görmüş, acı çekmiş insanın hayatını, aşklarını, çaresizliğini, korkularını, zorluklarını dile getiren Anadolu Türküleri: “Amberı para para leylim aman aman, sarı gelin”, “Eledim eledim höllük eledim, aynalı beşikte canan bebek beledim”, ve Anonim Türküler bana bu topraklarda iz bırakıp geçip giden medeniyetlerin mirasını hatırlatır.

Yurdumuz topraklarında yaşanan mozaiğin bir kolu da Türk Sanat Müziğine uzanır, şöyle ki Ermeni Bestekârların, Ermeni Müzisyenlerin, sazlarıyla sözleriyle icralarıyla, Rum Sanatçılarla birlikte Türk Sanat Müziğine katkıları elbette ki şimdi olduğu gibi asırlarca saygı ile anılacaktır.

Babamın hala keman çalabildiği yıllarda, aile ve dost toplantılarında şarkılar okunur, salon oyunları oynanır, yiyip içilip keyif edilirdi. Henüz okula başlamadığım yıllarda hatırladığım kadarıyla, Maçka”da, Taksim”de, Dolma Bahçe”de, Bebek”te ve Boğazın Anadolu sahilinde her hafta sonu o devrin ünlü ses sanatçılarının veya Yunan Sanatçıların assolistlik yaptığı aile gazinoları vardı. Bendeniz, saçlarımda kurdeleler, eteğimde farbeleler, o yılların adetlerine göre masa seviyesinden epeyce yüksek sahneye (şana) kendimi yapıştırarak ve adeta asılarak pür dikkat sanatçıları izler, müziğe de tempo tutardım. Şarkıların da çoğunu onlarla birlikte okuduğum söylenirdi. Ünlü kadın gazelhan Ayda Sönmez’den bir şarkı dolanmıştı dilimize:”Göze mi geldim, sen mi unuttun…” Şu anda yine bir şarkı dolandı dilime, onu da siz tahmin eder misiniz?