Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Yılların öğrencisi olmak...

29 Temmuz 2012, Pazar - 22:04
Yıllar sonra, “Hiç değişmemişsin” diyenler oluyor. Değişmemek mucize olurdu ama bir de tanınmayacak hale gelmek var. İnsanın iç dünyası, dış dünyası, gülerken ağlaması, ağlarken ışığı keşfetmesi var.

Bu güzel iltifatlara karşın “Nasıl değişmemişim, ben yirmi yıl önce daha güzeldim” diyenler de oluyor. Bense, kendimi hissettiğim gibiyim. Aslında yıllar deneyim kazandırdı, neler gördüm, neler.

Cehaletin gülünç mutluluğunu izledim.
Kıskançlıktan eriyenleri gördüm.
İnsanların kendilerine değer yerine para biçtiklerini gördüm.
Bencilliğin cinayet işlediğini gördüm.
Hırsızın gururla dolaştığını gördüm.
Deliliğe kaçan inadın, onursuz yaşattığını gördüm.
Çirkinin şansını, çirkefin aczini gördüm.
Ruhsal dengesizliklerin delilikten daha tehlikeli olduğunu gördüm.

Neler yaşadım, neler:

Hayatıma yapışan baskıyı hep beynimde taşıdım.
Sevgiyi, aşkı, paylaşımı, yuvama yüreğime sahip çıkmayı bildim.
Ölümü yaşadım, adım adım öldüm.
Yüreğim param parça olduğunda sanatla daha fazla ilgilendim. Ondan destek aldım.
Kendim için değil, evladım için ana olmayı yeğledim.
Akıllıyı kendi aklına, deliyi Allaha emanet etmeyi öğrendim.

Ve anladım ki,

Umudumuzu yitirmememiz gerekiyor.
Gerçek hayatla bana öğretilen değerler pek uyuşmuyor.
Umulmadık bir anda, bir nankörlük, bir aldatmaca, bir vefasızlık rüzgârı esebiliyor.
Kapalı devre yaşayanlarla hayata atılanlar arasında çağ farkı beliriyor.
Biraz beceriksiz fazla da zeki olmayanların daha huzurlu olduklarını,
Ruh hastalarıyla kesinlikle baş edilemeyeceğini,
Sabrın yalnız ekonomide işe yaradığını,
Mutsuz, çaresiz ve azimsiz insanların da başka hayatlarla ilgilenerek kendilerini
Tatmin ettiklerini sandıklarını anladım.
En Yüce Hâkimin, bağışlayan veya bağışlamayan en yüksek merciinin Yüce Allah olduğuna
İnandım.

Nelere, nelere şaşırmadım ki hayatta?

Şu anda biraz da olsa kendimden bahsettiğime ve yazarken nasıl kendimi frenlediğime şaşırıyorum.
İnsanlar birbirlerini mutlu görmekten neden rahatsız olduklarına şaşırırım hep.
Kıskançlığın kan bağına kadar girmesine, insanların çoğu zaman ve gereken yerlerde yan yana gelemeyişlerine neden şaşırmayayım?

Neden sosyal faaliyetlerde az veya çok organizasyon bozukluğu, protokol eksikliği, aceleye getirme, umursamazlık, oluruna bırakma, önem vermeme, milliyetçilik gibi yıkıcı unsurlar oluşur. Neden?
İnsanca düşünmeyenin insanlık talep etmesine, düşünme gücünü tek kanala bağlayıp kendini yenilemeyen, hayatta hiçbir çabası olmayan, bir başkasına bağımlı, kendisi için kolay ama aslında sıkıcı ve çağ dışı bir hayatı seçen kişi de beni şaşırtır.

İnsanı değiştiren yıllar değil, Onlar…O İnsanlar…O Olaylar…O acılar…O başarılar…O imkanlar…O imkansızlıklar. Yaşanmış veya Yaşanamamış her şey. Aynadan farklı bir yüz görmemiz önemli değil ama farklı bir ruh hali, hayata ve insanlara farklı bir bakış, ürkek bir tavır, kalpten dudaklara bir gülümseme, içe akıtılan bir gözyaşı veya umutla, güvenle, sevgi ile bakan bir çift güzel göz, işte bizi değiştirebilen tatlı veya tatsız şeyler.