Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Çemberin dışı
Cenk UrasCenk Uras

Yıldızların peşinde...

08 Mayıs 2013, Çarşamba - 19:32
Kocaman evler, pahalı arabalar, şık giysileri olan kadınlar, adamlar ve mutlu görünümlü çocuklar vardı. Tam diplerindeydi bunlar. Küçük barakalarını sabır ve kararlılıkla  kuşatan askerler gibiydiler. Her gün biraz daha artarak, her gün biraz daha yakıcı ve yıkıcı bir kabus gibi çöküyordu üzerlerine adaletsizlik.

Depreme dayanıklı binalar inşa edilirken bir tarafta, diğer tarafta o binaların yanına bile yaklaştırılmayan kesimin ruhlarındaki depremler, yaşama umut ederek tutunmaya çalışanların dünyalarında yıkıcı hasarlara yol açıyordu. Kocaman binaların kapısında duran;  sahiplerine çok nazik, barakaların olduğu mahalledekilere bir o kadar kaba davranan şapkalı bekleyiciler ise, kurban olduklarını bile bile yine de bekçiliğini yapmaya devam ediyorlardı düzenin…

*

Gökyüzünü delerek yükselen çirkin yapılar çoğalırken yıldızlar mı azalıyordu ne? Çok severdi yıldızları. Kim sevmezdi ki? O daha çok severdi. Yıldızlara bakıp düş kurardı. Kim kurmazdı ki?  O daha güzel kurardı. Yıldızlar azalmasın, yok olmasın, hep görünsün isterdi? Kim istemezdi ki?  O, daha büyük bir tutkuyla isterdi. Çünkü onun yıldızlardan başka seçeneği yoktu hayallerini besleyen. Ne bir akşam eve elinde bir roman ile gelerek kendisine hediye eden bir babası, ne uzak diyarlardaki gün yüzü görmüş insanları masalsı bir dille anlatan annesi. “Hayal kurmak karın doyurmazdı ki!  Herkes hayal kurarsa, eve kim ekmek getirecekti!” Buna benzer şeyler düşünürdü hem ailesi, hem de çevresindekiler.

İki oda bir mutfaktı evleri. Odalar küçücük ve mutfak her daim çeşit çeşit hayvanın ziyaretine açık.  Bazen bir kedi, bazen kalorifer böcekleri. Her şeyi anlardı da, kaloriferi olmayan bir evde, kalorifer böceklerinin ne işi olur onu anlamazdı. Kaloriferli evlere gitselerdi keşke. Geçenlerde annesine bu düşündüğünü anlattığında, annesinin verdiği cevap karşısında bir şey diyemedi ama.

-Anne kalorifer böceklerinin bizim evde ne işi var? Kaloriferli evlere gitseler ya!

-İyi de  bizim evde hamam böceği de var. Onlar da hamama mı gitsin?

*

Yorgun bir günün akşamındaydı. Onların evlerinde “yorgunluk” adaletli dağılırdı. İki kardeşi, annesi, babası ve kendisi.. Hep  birlikte çalışırlar, hep birlikte yorulurlardı. İşte yine böyle bir akşamdı. Yemekten sonra kapının önüne çıktı. Evden bir tabure çıkardı ve kaldırımın kenarına koydu. Kucağında bir defter ve kurşun kalem ile  günlüğünü yazacaktı yatmadan önce. İlkokuldayken öğretmeni demişti.”Günlük tutun” diye..  O günden beri her akşam yazardı bir şeyler. Günlükten öte “dert dökme defteriydi” tuttuğu. Aklına yazacak bir şey gelmediğinde, “bu gün aklıma bir şey gelmiyor” diye yazardı.

Gökyüzüne baktı. Uzun bir binanın en tepesinde, yanıp sönen bir ışık gördü. “Uçaklar çarpmasın diye ışık koyarlar çok yüksek binalara” demişti bir arkadaşı. Yıldızların yerini almıştı bu ışık. Ne kadar alabilirse o kadar almıştı işte.

Başladı yazmaya..

Çocukken….   

Belki bir yirmi yıl sonra günlüğünü okuduğunda, on iki yaşında bir kızın cümleye "çocukken" diye başlamasının, kendisine ne kadar komik geleceğinin farkında olmadan devam etti yazmaya..

"Çocukken yıldızlar vardı. Babama sorardım. 'Baba yıldızlar uzak mı?' derdim. Şimdi razıyım uzak da  olsalar. Yeter ki görünsünler gözüme. Ama bugün hiç yıldız görünmüyor. Yarın sabah yine aynı kamyonet gelecek ve alacak bizle birlikte bir sürü insanı. Yine aynı lanet olası  meydana bırakacak sabahın köründe. Babam yine eline cümbüşünü alarak şarkılar söyleyecek sarhoş insanlar daha da keyiflensin diye. Annem yine küçük kardeşime bez parası isteyecek. Kardeşim elinde darbukası dolaşacak sokaklarda ve ben yine dileneceğim. Dilenmek zorunda kalacağım. Oysa yarın benim doğum günüm.”

Son bir umut gökyüzüne baktı. Yıldızlar yoktu. Olsa da onlara çok uzaktı. Defterini ve kalemini pijamasının cebine sıkıştırdı.

**

Aynı anda büyük televizyonun karşısında kahvesini yudumlarken bir aile, gece haberlerini dinliyordu o yıldızların yerini alan ışığın olduğu binanın bir dairesinde. “Çok bilmiş” insanlar anlatıyordu. “Halkımızın refah seviyesi yükseldi, milli gelirimiz arttı. İnsanlarımız umutlu ve mutlu. Tüm bunlar bizim sayemizde oldu”

Gerçekten de tüm yaşanılanlar onların sayesinde olmuştu.

Yarın tatil dedi adam. Çocuğu da alıp, pikniğe gidelim Polonezköy tarafına. Akşama da kadına söyleriz, bir şeyler hazırlar. Eve arkadaşlarını ve ailelerini çağırırız Pelin’in. Malum yarın doğum günü kendisinin. Sürpriz bir doğum günü partisi yaparız. “Harika olur tatlım!” diyerek gülümsedi kadın. Bir öpücük kondurdu kocasının yanağına ve “ben şimdi yatmaya gidiyorum, iyi geceler!” diyerek gitti.

Uyudu kadın “Yarın akşam ne giysem acaba kızımın doğum gününde?” diye düşünerek.

Uyudu küçük kız  “Annemler yarın doğum günüm olduğumu hatırlayacaklar mı acaba? diye düşünerek..

Kısa bir zaman sonra tüm şehir uykuya daldı.