Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Tatlı Cadı
Lerna Kaprielyan BağdasaroğluLerna Kaprielyan Bağdasaroğlu

Yeşil attık kırmızı çıktı...

12 Ocak 2015, Pazartesi - 23:47
Anılara daldım bugün. Çok güzeldi çocukluğum.Sınırsız sevgi veren bir anne babanın evladı olmak, dünya tatlısı, afacan erkek kardeşimin de aramıza katılmasıyla, çifte kavrulmuş lokum tadındaydı. Mamişkom babişkom yemeyip yediren, giymeyip giydiren, muhteşem ebeveynlerdendir. Her koşulda sevgiyle kenetlenmeyi aşılamışlardır biz çocuklarına. Sloganları; "Ne olursa olsun doğruyu konuşun, yalanla bir yere varılmaz.
Yalan konuşan, yalanını kapatmak için bir yalan daha söyler onu kapatmak için bir tane daha. Sonunda işin içinden çıkamaz yalancı, katil bile olur. İnsanlar hata yapabilir, ne yaparsanız yapın, doğruyu konuşmaktan korkmayın. Hata yaptıysam, yaptım, sonuçlarına katlanacağım ama yalan yok ki size güvenimiz sarsılmasın. Güven kadar önemli şey yoktur hayatta." Müthiş bir "seviliyorum" duygusuyla büyütüldüğümüz için çok şanslı çocuklardık. 5 yaşımda hediye gelen erkek kardeşimse, türlü yaramazlıklarıyla evin altın topu, aksiyon sağlayıcısı, neşesiydi.
Gün geçmezdi ki bir yaramazlık yapmasın. Hemen her gün vardı vukuatı. İlk aklıma gelenlerden biri Kınalıada'daki evimizde geçiyor; Günlerden Pazar, tekneyle çıkmamışız henüz, evdeyiz. 9 yaşındayım, bizim haydut da daha 4'ünde ve sokakta arkadaşlarıyla oyun oynuyor. O zamanlar ada daha güvenli tabii, doğru dürüst bilen de yok adaları, gelen de. Dolayısıyla parmak kadar çocuklar rahatlıkla koşup oynuyoruz sokaklarda başımızda büyük olmadan. Şimdi 4 yaşındaki çocuğunu sokağa bırakacaksın, başında beklemeden özgürce koşturacak, nerdeee?  
Kapı çaldı, bizimki Speedy Gonzales'den hallice telaşla koşup salondaki berjerin arkasına saklandı fare gibi. Belli var bir dümen bu işte. Birkaç dakika geçtikten sonra annemle kaş göz işaretiyle anlaşan babam seslendi "Daron yavrum ne yapıyorsun orda?" Ses yok. "Bize anlatmak istediğin birşey var mı? Korkmuş gibisin sanki. Hadi gel yanıma, biliyorsun kızmayacağımı." Burnunu uzattı önce hafiften "Ben kötü bişey yapmadım."
"Yapmadım diyorsan sana inanıyoruz. Seni dinliyoruz oğlum." "Yeşil attık, kırmızı çıktı!" "Ne bu yeşil atttıklarınız?" "Top." Birbirimize bakıyoruz ne diyor bu diye. İlk ampul babamda yanmış olmalı ki sordu; "Nerde attınız bu topları?" "Üst sokakta arabada. Amca kızdı bağırdı. Çok korktum!" Üst sokak dediği Tekinay. Babam fırladı çıktı evden. Geri döndüğünde şöyle anlattı; Tekinay'ın köşesinde bir karpuzcu bağırıp duruyor.
"Kimin veletleriyse çıksın ortaya, bittim ben bittimmm, paramı isterim!" Soluğu yanında almış tabii. Meğer karpuzcu el arabasını kenara çekip, müşteriye meyve bırakmaya gitmiş. Dışarı çıktığında ne görsün? Bizimkiyle has arkadaşı bir güzel tırmanmışlar arabaya, güçleri de yetmiyor, ikisi birer ucundan kavrayıp biiirr, ikiii, üççç diye sayıp yuvarlıyorlar top niyetine. Yer pert olmuş karpuzlarla dolu.
Bunu gören adamcağız öfkeyle bağıra çağıra kovalamış, çocuklar korkuyla çığlık çığlığa vınnn, evlerine. Binbir özür dileyip yüklü bir hesap ödemek zorunda kalmış babam. Kardeşim ne ceza almıştı hatırlamıyorum ama o gün bu gündür, bizim evde sofraya karpuz gelince herkes gülümser ve yeşil attık, kırmızı çıktı der. Bu yine en masumlarından bizim veledin hikayelerinin. Cepte neler var neler? Hey gidi günler hey!