Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Sevgi Parıltısı
Niver LazogluNiver Lazoglu

Yaza durdum...

12 Haziran 2014, Perşembe - 14:58
Sıcağa hasretin son buluşunda, mevsim deniz ve güneşin parıltısıyla kucaklaşa dursun,  bu döngü kadar bile aynı duruşu sergeleyemeyen bizler...
Yaza durdum, önce düşündüm, çala kalem karalamadan öte devrik...
Zaman su misali akıyor...
Yürekte barınmayı beceremeyenin, ağır nüktelerine ancak uzaktan bakıp gülüyorum...
Okuma yazma bilmeden diplomaları duvara asmanın ahmaklığında susmuşum dile geliyor...
Yeni çamlar devirmek adına...
Ağır edabiyat yapmak zor zanaat, onu okuyup çözebilmek ise asıl ustalık..
Yoksa çala kalem yaz, yaz, yaz...
Üstün körü göz gezdirmek ayrı, temayı algılayıp söze gele bilmek ayrı bir beceri gerektiyor.
Gitmek istedim ile gitmek istiyorumun aynı anlamı ifade etmediğinin farkındalığında durmak gibi...
Yazanı yazdıranı hadi es geçelim de demezler mi ki,
“Arkadaş konu neydi, ne hale geldi” diye...
Yok ne gereği var ki...
“Vurun abalıya” 
Kendinden ve hayattan kaçmanın en kolay ve en ucuz yolu...
Sus, diyorum kalemime sus, nasıl olsa, kendim yazıyorum, kendim okuyorum.
Ama, coştu bir kere, çağlayan misali akıyor...
Olsun diyor olsun, hiç olmadı kalem ucu açılsın diye bir amacı olur...
Gaye hesap kitaba dahil olsunda, bir fatura daha ödetmenin yalancı vuslatına varmış sayılsın...
*Adım anılmasın* denip ertesi gün organize işler için  her söylenin yutulması günde adamlık...
Kalemin ucu kırıldı, yeniden traşkalem ister...
Böyle serüvenler yaşamda doğruluğun onayı misali tüketile dursun, yazdığını anlamayandan, görsellik beklemenin abesliğinde...
Öğretmen edasında ukalalığın son buluşunda...
Kıssadan hisse, beyni yüreği ağzı bir olmayan ile yola çıkmak akla değil deliliğe delalet...
Silgi istiyor şimdi de kalemim,  sil baştan yazmak için...