Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Gülümse
Gülsen GürGülsen Gür

Yaşanmamışlığa duyulan arzu...

07 Mart 2014, Cuma - 18:44
Meksikalı ünlü ressam Frida Kahlo'nun dramatik aşk öyküsünü yazarken, doğrusu bu kadar çok ilgi göreceği hiç aklıma gelmemişti. Onu tanıyanlar kadar, bir o kadar da tanımayan vardı. Okuyanların çoğu, Frida ile selamlaşmalarını sağladığım için, güzel sözcüklerle gönlümü okşadılar. Ummadığım yazım, ummadığım kadar ses getirmişti.
İki yıl önce yine bir kadın ressamın, hüsranla biten aşk hikayesini yazmıştım. Üstelik yazının erkek kahramanları, okuyana gerçekten sürpriz kişilerdi. İç sesim; yazdığım sürece kirpiklerimin hep ıslak kaldığı bu yazının çok sevileceğini söylüyordu. Ne yazık ki çok severek, çok sahiplenerek yazdığım yazı arzuladığım ilgiyi görmemişti.
O yazıma bir özür borcum vardı. Bir yerler de hata yapmış, duygularımı okuyanlara aktaramamıştım. Bende derin iz bırakan, genç şair ile güzeller güzeli Celile Hanım’ın sayfalara sığmaz aşkını bugün okumayanlar için yeniden bir başka pencereden kısacık anlatacağım sizlere...
Celile Hikmet, İstanbul Sosyetesi’nin tanınmış simalarından gencecik bir ressamdır. 1900 yılında Osmanlı’nın meşhur valilerinden Nazım Paşa’nın oğlu Hikmet Bey ile evlenir. Evliliğinde mutsuzdur. Kendine acı veren evliliğini, oğlunun hatırı için devam ettirmektedir.
Yıllar hızla akıp geçer... Oğul Nazım, Bahriye Lisesi’ne girer. Şiir yazmak onun en büyük keyfidir. Bu dönemde edebiyat ve şiir dersleri almaya başlar. Zaman içinde genç ve yakışıklı öğretmenle, güzeller güzeli Celile Hanım arasındaki aşk ilk filizlerini verir. Güzel ressam büyük aşkı uğruna evliliğini yıkar. Oğul Nazım bu ilişkiden büyük rahatsızlık duyar.
Evde mutsuzluk rüzgarları esmektedir. Günün birinde Nazım, hocasına bir not yazar:
“Hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz!”
Genç öğretmen de evliliğe sıcak bakmamaktadır, adeta korkmaktadır. Ne yazık ki dillere destan bu büyük aşk sonunda hüsranla noktalanır. Güzel ressam Celile, çok sevilmesine, çok sevmesine rağmen sevdiği ile birlikte olamamıştır.
İşte, bu gerçek yaşam öyküsünün sürpriz erkek kahramanları, Türk Edebiyatı’nın büyük üstatları Yahya Kemal Beyatlı ve Nazım Hikmet Ran’dır. Biri, öykünün öğretmeni , diğeri öğrencisi...
Yahya Kemal, Celile Hanım’ı çok sevdi ama evlenmeye bir türlü cesaret edemedi. Evliliğin aşklarını bitireceğini düşünüyordu. “Sessiz Gemi” ile uğurladı büyük aşkı Celile'yi... Kendi de başka limanlara yelken açtı ama Celile ile yaşadığı aşkı hiç unutamadı.
Peki, Nazım'ınki de öyle miydi? O, hem aşık olduğu kadına, hem özlemini çektiği ama hiçbir zaman kavuşamadığı vatanına hasret şiirler yazarak her iki sevdasına da sahip çıktı. Işıkları bol dünyasına kavuşana kadar, hepimizin hâlâ hüzünlenerek okuduğumuz şiirler bıraktı geride...
Yahya Kemal' in “SESSİZ GEMİ” şiirini, sonsuzluğa uğurlananlar için yazdığı bilinir hep... Oysa bu şiir, Yahya Kemal'in büyük aşkı Celile’ye vedasının hikayesidir... Ölüm kadar acıdır; aşığın, aşığına kavuşamaması... Ünlü şair, ölümle eş tutmuştur sevdasını... Bugün bir aşk yolculuğuna çıktım sizlerle... Vedam, “SESSİZ GEMİ”nin son dizeleri ile olacak:
“Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler...
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler...
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden...
Çok seneler geçti, dönen yok seferinden...”