Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Yanıtını bildiğin, sorumudur?

09 Ağustos 2013, Cuma - 13:12
Sen kendini ne sanıyorsun?
Kibirli insanlara söylenen bir söz değil mi bu? Gerçekten, geçenlerde ben de aynı şeyi söyledim. Bazı insanlar kendilerini zengin sanıyorlar dedim. Öyle ya, elbette ki rayında giden bir düzenleri var ama kendilerinden uzaklarda olsa bile, ne zenginlikler, ne mal varlıkları var. Adam kurmuş çiftliğini, spor alanları bir tarafta, bağı, bahçesi, kameliyesi muhteşem, iç mekânı ise insanı sarsacak güzellikte. İki yüz metre ilersinde bir şato görüyoruz. Şato dedim yanlış anlaşılmasın. Feodalite devrini yirmi birinci yüzyıla taşımışlar. “ Kimin burası?” diyorum, sahibini gösteriyorlar. Arabalarından birisini yıkıyor. O da bir zevk. Varlıklı adam besbelli ama gönlünce yaşıyor, hava basmıyor. O, şortunu giyer, arabasını yıkar. Bir başkası evine yüz metre mesafede evrak çantasını başkasına taşıtır. Kendisi önden, çantası arkadan, havası yandan gider.

Sen kendini güzel mi sanıyorsun?
Elbette ki çirkin değilsin ama yapmacık havalar niye? Senden daha güzel saçlı, güzel gözlü, sütun bacaklı güzeller var. Önemli olan güzelliği ruhuna giydirmen, güzel düşünmekle, güzel sözlerle, güzel bakışlarla onu kendine yakıştırmandır. Güzel ruh, insanın yüzünden okunur. Dünya çirkini bile olsa, insana hoş görünür. Güzel yürek hep cana yakındır, sevmesini bilir ve sevilir. Sevildikçe yüzü güler, güldükçe güzelleşir.

Sen insanları kandırdığını mı sanıyorsun?
Göz yumup, başlarını salladıklarını için sana inandıklarını mı sanıyorsun? O sakin duruş seni şaşırtmamak içindir. Şaşırıp da çuvallarsan yüzüne karşı gülmek istemeyişlerindendir.

Sen kendini haklı mı sanıyorsun?
Hak yerini buldu da gönlüne neşe mi doldu? Kime sordun da boynunu dik tuttun? Kendini haklı göstermekle, haklı olmak arasında ince bir yol var. Sen başkasını sebep tutma, yürümeye başla. Üstüne yapışan kat kat sıkıntılardan, yanlışlardan, pişmanlıklardan teker teker sıyrılarak yürü. Yüzünü hafifçe esen rüzgâra ver, içindeki cendereden kendini adım adım kurtar. Yürü, arkana bakmadan yürü. Bak hava git gide açıyor, gökyüzü daha berrak, yeni umutların ferahlığı ile aydınlık bir gün seni bekliyor. Üzüntüler seni üzenle, kırgınlıklar seni kıranla çok gerilerde kaldı. Başaramayacağını mı sanıyordun?

Sen kendini ne sanıyorsun? Önemli mi sanıyorsun?
Böbürlenme padişahım, senden büyük Allah var. Herkesin yeri bir şekilde doldurulabilir yeter ki insan ölümle imtihan edilmesin. Kimi insan kendisini önemli sanır. Yüreği temizdir, kullanıldığının farkına çok geç varır. Çoğu kez “Ayaklar baş oldu, başlar ayak oldu” denildiğini duyarız. Ayaklar başa geçip de kendisini beğenmişlikle etrafını süzmezse, kendisini yetiştirmeye, etrafını dinlemeye özen gösterirse sorun çözüme gidiyor demektir fakat “Cahilim ama para bende” derse, tanımadığım biri öyle demiş, o zaman ben de başına getirildiği topluluk veya cemaati, başı kopuk akrebe benzetirim. Akrep güçlüdür. Başı kopuk olsa bile bir müddet yaşar fakat sürüne sürüne yaşar. Yapıştır bakalım şimdi paranı akrebin gövdesine, hayatını kurtarabilir misin? Yaşatabilir misin akrebi?

Sen ne yaptığını sanıyorsun?
Yürümeyen çarkı yürütmeye mi çalışıyorsun? Çark pas tutmuşsa, boşuna gacır gucur çalıştırıp rahatsızlık verme.

Sen kendini ne sanıyorsun?
Mutluysan senden daha mutlusu, mutsuzsan senden çaresizi var.
Kimsin sen? Sen Tanrının yarattığı üstün varlıksın. Akıllısın, zekisin, yüreklisin ve sen teksin. Dengin olmayan her şeyden uzak kalabiliyorsan, huzuru hem kendine hem de etrafına sunuyorsun. Sen güçlüsün, kararlısın, onurlusun, şereflisin. Yeter ki küsme. Kendine, hayatına, doğan güne küsme, küstürme.