Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Çemberin dışı
Cenk UrasCenk Uras

Yanıp sönen bir yazı...

20 Ağustos 2013, Salı - 10:17

“Ses dalgaları ile sekiz seansta, on santim inceltme”
Sürekli bu yazıyı görüyordu oturduğu yerden… Dört  katlı geniş balkonlu bir binanın zemin katındaki dükkanın tepesinde ve siyah zemin üzerine kırmızı renkli harflerle yanıp sönen…
Nasıl da dikkat çekiyor ve nasıl da göz alıyordu! İnsanın tüm dikkati dağılıyordu.
Oysa beş dakika öncesinde, büyük bir yazar edası ile oturarak çay bahçesine;  kağıdı ve kalemi önünde, hazırlanmıştı iyi bir şeyler yazmaya.
Ne mümkün!  Gözünü alamıyor ki yanıp sönen yazıdan!
Tam o sırada, yazının üzerindeki balkonda oturan bir kadın fark etti. Yuvarlak yüzlüydü ve ağzı sürekli oynuyordu.
”Ekmek mi, börek mi! Öyle bir şey yiyordu.”  Acaba kendisi gibi nefes alabiliyor muydu? Çünkü uzaktan bakıldığında almıyor gibiydi. Belki de “kahvaltı candır” diye öğretmişti büyük annesi o daha küçükken. Şiir sevip sevmediğini oturduğu yerden anlaması mümkün olmasa da, en sevdiği dizeler  “yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi var” gibi bir şey olmalıydı.
Nasıl da anlamlandırdı yuvarlak yüzlü kadını. Alışkanlık işte!
O sabah saatlerini diğerlerinden ayıran, siyah zemin üzerine kırmızı puntolarla yanıp sönen, “ ses dalgaları ile sekiz seansta on santim inceltme” yazısı ve o yazının üzerindeki balkonda kahvaltısını yapan tombalak yüzlü kadındı.
Yazı kadın ve o. Bu ne saçma bir üçleme. Ama iyi yere tezgah açmıştı doğrusu. Yani bu üçlü içinde en güzel konumda olandı kendisi.
Kadın acaba farkında değil miydi altında ısrarla yanıp sönen yazının(!)
Öyle ya! Farkında olsa insan, inceltmez mi hiç kendini!  Hem de sekiz seansta, hem de on santim.
Evet! Evet! Kesinlikle farkında değildi.
“Bak, Aşağıya bak!”
Göz ucuyla yazıyı göstermeye çalıştı.
Gülümsedi Kadın.
“Allah'ım Ben ne yaptım!” diye düşündü aniden.
Kafasını çevirdi… Önündeki çay bardağının kaşığı ile oynadı bir süre ve kalemi alarak eline bir şeyler yazar gibi yaptı. 
Yok. O da olmazdı!  Hemen bıraktı kalemi. Yavaşça bakar gibi yaptı bir kez daha balkona. Ayağa kalkmıştı şimdi. Böyle bir durumda bile yemeye devam ediyordu.
İçeri girdi kadın.
Yoksa yanına mı geliyordu? Bir an hayal etti;  biraz sonra elinde bir tepsi börek ve o.
Telaşla cebinde bozuk para aradı. Bir an önce uzaklaşmalıydı oradan. Çay tabağının kenarına iki demir parayı bıraktığı gibi kaçar adım uzaklaştı.
Ter içinde kalmış ve büyük olasılıkla on santim incelmişti. Hem de sekiz seansta değil, sekiz dakikada.
Acaba kadın hala börek yemeye devam ediyor muydu?
Bu sorunun cevabını hiçbir zaman öğrenemedi.