Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Çemberin dışı
Cenk UrasCenk Uras

Vur patlasın, çal oynasın...

30 Aralık 2012, Pazar - 20:35
Rakıya yaptığımız güzellemeler  ve yüklediğimiz envai  çeşit anlamların sonu yok elbette.  Bazıları tekrar olsa da, bıkmadan okuyor ve dinliyoruz içinden rakı geçen şarkıları.  Rakı masalarımızı paylaşıyoruz ve birbirimize bolca afiyet olsun’lar diliyoruz.
Ne güzel!
Ama acaba gerçekten bir araç mı rakı bizler için?
Yoksa Aydın Boysan’ın tabiri ile her gün içildiğinde, rakı ve kendimiz arasındaki ilişki bir memuriyete mi dönüyor ?
Rakı araç olmaktan çıkarak amaç haline mi geliyor?
Örneğin bir meyhaneye neden gider insan, ya da neden gitmeli?
Bu soruya ilk anda verilecek yanıt büyük ihtimalle,  “rakı içmeye,  içki içmeye” olacaktır. 
Kaçımızın aklına gelir acaba; “sohbet etmeye giderim,  yaşamdan bahsetmeye giderim, felsefe  konuşmaya giderim, şiir okumaya giderim, yazmaya giderim, insanları izlemeye giderim, bir dostla dertleşmeye giderim, eğlenmeye giderim, kahretmeye giderim vs..”  cevabını vermek.
Bunlar rakı içerken olursa iyi, ama olmazsa “rakı içeriz” işte..  Bu da bize yeter!  Yeter mi acaba?
Son günlerde facebook üzerinden fikirlerimi  yazmaya çekinir oldum.  Gerçekten de söyledikleri kadar varmış şu facebook.  Kendimi iyi ifade edebilen bir kişi olduğumu düşünmeme karşın, görüyorum ki karşındaki insanın mimiklerini, tavırlarını görmeden ve elbette karşındaki insan da seninkileri görmeden,  zor oluyor yine tam anlamı ile doğru anlaşılmak..  Bazen şeytanın avukatlığını yapayım derken, baltayı taşa vuruyor insan ve kendi avukatlığına soyunarak, kendini anlatmaya başlayıveriyor farkında olmadan …
Ama yine de devam etmek istiyorum yazdıklarıma.
Bizler azıcık aklımız ve  bazılarının yanında tecrübe bile sayılamayacak tecrübelerimizle , dilimizin döndüğünce meyhaneden söz etmeye çalışır ve eski ile bugünü kıyaslama yaparken hep sorularla dolup taşıyor kafamız.
Bir örnek vermek isterim müsaadenizle;   Kadıköy’deki  Fayton tavernanın sahibi olan Nezih Bey’e bir defasında  sormuştum;   “Nezih Bey,  tarihi bir mekandasınız, üstelik  meyhane ve meyhanecilik işini seviyorsunuz.  Neden gündüzleri  burayı  daha aktif bir hale getirerek, insanların öğleden sonraları uğrayacağı ve iki tek atarak, iki sohbet edebileceği müdavimlerinin olduğu bir meyhane haline getirmiyorsunuz da, hafta sonu müzikli ve fiks mönü çalışan bir taverna olarak çalıştırmayı tercih ediyorsunuz “diye..  Nezih Bey’in verdiği cevap, esasında hayli düşündürücü ve doğruluk payı da çoktu.  “Öyle insanlar kaldı mı ki?  Öğlenleri buraya gelerek, adam gibi rakısını içen,  kendi aralarında sohbet eden, dertleşen,  kimbilir belki bazen yaşama dair üç beş kelime konuşan ve sonra da çıkıp giden insanlar kaldı mı ki?  Varsa da sizce kaç kişi kaldılar?  Ben  dediğiniz gibi bir uygulama yapmaya kalktığımda, buraya gelen iki arkadaş birbirlerinin yüzüne bile dönmeden, sırtlarını duvara verip, yan dönerek  insanları taciz ediyor ve sonra da hesaba itiraz edip kavga çıkartıyorlar” dedi..   Haklıydı ! Evet. Ama ne bileyim belki de meyhanecilik tam olarak bu noktada başlıyordu.. Orası tartışılır.
Konu zaten yeterince dağıldı..  Asıl soru şuydu?  Rakı gerçekten araç mı ? Amaç mı?
Çoğumuz bunun elbette ki araç olduğunu, muhabbete, dostluğa, güzel paylaşımlara kapı açan bir araç olduğunu anlatan beylik laflar edebiliriz. Fakat acaba cidden bunu ne kadar yaşayabiliyoruz?  Hele ki günümüz ticari yaşamında ve her değeri paraya tahvil eden bir anlayış içerisinde bizler ne kadar samimiyiz?
Eğer ben yanılıyorsam,  o zaman çevremizdeki  “meyhane” ya da adı her ne ise buralarda neden yaşama dair üç beş kelime konuşan insanlar  bu kadar azaldı..   Rakıyı konuşuyoruz.   Rakı masalarımızı paylaşıyoruz.  Acaba gerçek bir meyhanede  insanlar birbirlerine, “ usta bak geçen gün bir rakı masası kurdum, meze olarak da, şunları şunları aldım.. Yanına da bir büyük açtım ve tek başıma içtim haa!” diye sohbetler mi yapar?   Yoksa ne bileyim sanki daha başka bir şeyler mi olmalı diye de düşünmeden edemiyor insan.
Hani Nedim’in söylediği gibi, “Meyhane mukassi görünür taşradan amma, bir başka ferah başka letafet var içinde” sözündeki  letafetini çoktan kaybetti mi? meyhaneler.
Yoksa gerçekten de artık kimsenin kimseyi sabırla dinlemeye hali kalmadı mı?
O zaman  "Vur patlasın , çal oynasın haydi hafta sonu "meyhaneye" gidelim dostlar!"

Sürçi lisan ettiysem affola.
Saygılarımla