Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Arka Güverte
Orhan CanOrhan Can

Vicdan sofrasına oturmak...

16 Aralık 2013, Pazartesi - 02:28
Aşağıdaki sözlerle başlamıştım maçı anlatmaya,,
Ama neler oldu neler..!?
Fernandes resmen darp edildi.
Mesela, kaleciden dönen top ne zamandan beri ofsayt oldu!
Hakem pozisyonu kesmese resmen 2. Gol.
Kasımpaşalı oyuncunun bilerek gol pozisyonun kesmesi kırmızı kart ve penaltı değil mi?
Oysa ben maç başında ne güzel şeylere tanık oluyordum!
-------------------------------------------------
Şöyle başlamıştım yazıya:
Acının rengi yoktur, doğrudur yoktur..
Annesini yeni kaybetti Tolga..
Ve o güzel çocuk Kasımpaşa’nın sahasına ısınmak çıktı.
Hem Kasımpaşalılar hem de Beşiktaş taraftarı bağrına bastı Tolga’yı..
“Gözlerin rengi ne olursa olsun gözyaşlarının rengi aynıdır..!!”
Bu cümle Çarşı Grubu’nun aittir..
İnönü’deki Beşiktaş derbisine gelirken 2 Fenerbahçeli kardeş kazada ölmüştü!
Çarşı Grubu o maçta, misafir tribünündeki Sarı Lacivertlilere bu pankartı açmıştı..
Gözlerimin dolduğunu anımsıyorum, tıpkı bu gece olduğu gibi..
Tolga hem kendi taraftarını hem de Kasımpaşalıların sevgi gösterilerini kalbine gömdü!
Öylesine güzel bir andı ki bu..!
Keşke her maçta böyle olsa..
Bu güzellikleri görmek için illa ölmek mi gerekiyor..!?
Tanrım, yok mu bunun başka bir yolu..
Ölüm olmadan da insanlar birbirlerini sevemezler mi..!?
Hemen arkasından Kasımpaşalı futbolcuların da
“Başın sağ olsun Tolga” pankartı ile sahaya çıkması statta büyük alkış aldı.
Beşiktaş taraftarının stadı çınlatan  “Melek Anne ölmedi kalbimizde yaşıyor” tezahüratı Kasımpaşalılar’dan büyük alkış aldı..
Hepsi bu değil..
Hemen arkasından Kasımpaşalılar “Melek Anne ölmedi kalbimizde yaşıyor” sloganı atarak acıya ortak oldu..
İşte burada sorulması gereken soru şuydu:
Acılar bizi ortak yapıyorsa, daha önceki o küfürler niyeydi..!?
Almeida’nın maçın başındaki golü beni bu duygusal atmosferden çıkaramadı..
Almeida’nın “Al da at” diyerek gönderdiği pası, Fernandes kaleciye “vermesiydi” haftalar sonra bir şeye yaramış olacaktı ama olmadı..
Ancak 30 dakikada çok ilginç bir olay yaşandı.
Beşiktaş’ın atağı başladığında daha önce tribüne giden top sahaya atıldı.
Kasımpaşalı futbolcu baktı ki diğer top Almeida’nın önünde kaldı göle gidiyor..
Attı elindeki topu yere..
Sahada 2 top olunca da hakem maçı durdurdu..
Ne karar verdi ama biliyor musunuz?
“Hava atışı”.. Kargalar güler buna..
Maç öncesinde “Sen yoksun ya Ömer, adalete hasret kaldık demeyiz inşallah” demiştim.
Resmen hasret kaldık..
Hakemin kararları kara bir mizah gibiydi ilk yarı..
Sizce gol pozisyonu kesmek ‘Hava Atışı’ ile mi ölçülür..
Yuh derim ben yuh!
Kural hatasının tillahıydı bu be..!!
34. dakikaya anlatmalıyım ama..
Stadın bir kısma “Her Yer Tayip, Her Yer Erdoğan”,
bir kısmı ise “Her Yer İnönü, Her Yer Beşiktaş” diye slogan attı..
Neyse ki 34. dakika çok çabuk geçti..
Tabii şunu da anımsatmalıyım..
Tamam havalı bir teknik adam ama,
Bilic’in el bebek gül bebek durumu da sona erdi biliyorsunuz.
Antalya maçından beri yanlış seçimler, yanlış değişiklikler yapıyordu..
Bu defa Atiba’yı doğru yere koydu Bilic..
Ammaaa, Fernandes yok, Olcay yok, Beşiktaş sanki 9 kişiydi.
Bilic’in yaptığı değişikliklere bir bakın..
Veli’yi niye oynatmadı acaba..
79. dakikada ise olanlar oldu..
Kasımpaşa taraftarlarının olduğu yerden sahaya giren biri direkt Fernandes’e giderek, okkalı bir tekme attı..
Resmen darptı bu!
Fernandes ceza sahasında yere düşerken, diğer futbolcular saldırganı yakaladılar.
Ancak, Motta gelerek yerdeki adama tekme attı ve kırmızı kartı yedi..
Hakemin kartlarda verdiği tek doğru karar buydu..
Beşiktaşlı taraftarlar Fernandes’e büyük tepki gösterirken, Fernandes de onlara tepi gösterdi!
Almeida da kırmızı kart gösteren hakeme itiraz ettiği için ikinci sarı karttan oyundan atıldı
Maç 5 dakika uzadı ama bir takım 9 kişi kaldı mı kolay kolay mucize olmuyor tabii..
Hakem için söylenecek çok söz var.
Çünkü, portakalın kabuğu gibi acısınız birader..
Bak size küçük bir nasihat vereyim evladım…
En zoru ve en ağırı nedir biliyor musunuz, "Vicdan Sofrasıdır" onun adı.
Ve ‘Vicdan Sofrası’na oturmak o kadar ağır bir sorumluluktur ki..
Orada hesap vereceğin çok şey vardır tabakların üstünde..
Her bir tabağın ağırlığı çok fazladır..
Yakar adamı yakar..
İyi, kötü, yanlış yaptıkların, hakkının geçtikleri.. Hepsi karşındadır senin..
Ama en kötüsü “Kul hakkı yemektir..”!!
“Vicdan ve vicdansızlık” arasındaki en büyük mahkeme de orasıdır..
Çünkü VİCDAN, insanın içindeki TANRI'nın ARKADAŞIDIR…

Ben CAN; Orhan Can..
Vicdansızlara değil,
tüm vicdan sahibi olan insanlara En Kalbi Muhabbetlerimle..