Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Şimdi
Kağan BayraktaroğluKağan Bayraktaroğlu

Var oluşun keyfi

16 Nisan 2012, Pazartesi - 18:40
Günümüzde bilgi ve teknoloji neredeyse takip edilmesi imkânsız bir gelişim içine girdi. Buna bağlı olarak da inanılmaz hızlanan bu bilgi çağında artık her şeye ulaşmak çok daha kolaylaştı. Her eve giren internet, yüzlerce televizyon kanalı artık bilginin her an elimizin altında olmasını sağladı. Ancak bu durum insanların hayatlarını kolaylaştırıyor gibi gözükse de aynı zamanda bir sürü karmaşa da yarattı. Daha mı mutluyuz (http://pariyazarlar.com/yazi/daha-mi-mutluyuz.html) başlıklı yazımda bu konuya farklı bir bakış açısıyla değinmiştim. Bu yazımda da bu konunun farklı bir yönünden bahsetmek istiyorum.
Artık bilgi o kadar yakınımızdaki sadece tek tuşla telefonumuzdan, bilgisayarımızdan ve de televizyondan ona ulaşabiliyoruz. Ancak daha mı bilgili bir toplum olduk ya da her şeyi bildiğimizi mi zannediyoruz?
Bence, bilginin çok kolay ulaşıldığı teknoloji çağı yüzünden artık herkes kendisini doktor, mühendis, kişisel gelişim uzmanı, bilim adamı, mimar, avukat, finans uzmanı zannetmeye başladı. Ve böylelikle insanlarda bilir gibi davranma alışkanlığı oluştu. İnternette izlediğimiz videolar, okuduğumuz makalelere bağlı olarak hayatlarımızla ilgili rastgele sonuçlara varmaya, kendimizle ilgili farklı inançlar oluşturmaya, fiziksel ve ruhsal sağlığımızı korumak için rastgele ilaçlar almaya başladık. Ama en önemlisi herhangi bir konuyu işin uzmanına sormak ya da ondan yardım almak yerine sadece “Ben biliyorum” inancına tutunmak için kendimizi geliştirmek yerine yerimizde saymayı seçebiliyoruz. Böylelikle hiçbir konuya tam olarak odaklanamıyoruz ve yeni bir şey öğrenmekten vazgeçiyoruz. Çünkü ulaşabildiğimiz sonsuz bilgi sayesinde her şeyi bildiğimizi zannediyoruz.
Bunun sonucunda da insanlarda bilgiyi reddetme gibi bir alışkanlık oluşabiliyor. “Yeni bir kitap çıktı gördün mü?” gibi bir soruya “Ya evet yine aynı şeylerin tekrarıdır ben biliyorum” gibi bir cevap verilebiliyor. Ya da yatırım yapmak isteyen bir kişiye “İstersen finansal bir uzmanla konuş” dendiğinde “Aman ne olacak yine bildiğim şeyleri tekrarlar” gibi tepkisel bir yaklaşım oluşabiliyor. Bir kitabı ya da yazıyı gerçekten okuyor muyuz yoksa okur gibi mi yapıyoruz. Ya da bir filmi, bilimsel bir videoyu gerçekten seyrediyor muyuz yoksa zaten konuyu bildiğimizi düşünüp seyreder gibi mi yapıyoruz? Peki, bir konuyu bildiğini düşünmek gerçekten bilgelik midir?
Jeery Brown’un  “En koyu cehalet, hakkında hiçbir şey bilmediğin bir şeyi reddetmektir.” sözünün bu durumu çok güzel özetlediğini düşünüyorum.
Tabi ki toplumda aynı zamanda bu şekilde davranmayan ve öğrenmeye açık olan bir kesimin varlığından da söz edebiliriz. Bu kesimin diğer kesimleri de etkileyerek önümüzdeki zamanlarda çoğunluk haline geleceğine inanıyorum. Aslında özet olarak eğer herkes birbirinden bir şeyler öğrenebileceğini fark ederse her bireyin kendini ifade edebileceği bir alan oluşur. Böylece kişisel yetersizlik olgusu son bularak kişiler yaşama bir şeyler katabildiklerini fark ederler. Örneğin bir kişiye yardım ettiğinizde ya da onun işine yarayan bir bilgi verdiğinizde, yani yaşama bir şeyler kattığınızda ne kadar farklı hissettiğinizi düşünün. Aslında bunun sebebi insanın içgüdüsel olarak bu dünyada neden var olduğunu sorgulamasıyla ilgilidir. İnsanın yapacak bir şeyleri olmadığında ya da bir işe yaramadığını düşündüğünde çoğunlukla “Benim var olma amacım ne?” sorusuyla karşı karşıya kalır. Ancak gerçekten keyif aldığı bir şeyler yapıp çevresine bir şeyler kattığını hissetmeye başladığında var oluşunun keyfini çıkarabilir.