Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Şimdi
Kağan BayraktaroğluKağan Bayraktaroğlu

Umutsuzluğa Kapılmayın

14 Ocak 2012, Cumartesi - 01:00
Şu anda Dünya’nın durumuna baktığımda açık olan tek bir şey var. Eğer insanlar daha önce
yaptıklarını tekrarlamaya devam ederlerse insan türü nükleer savaşların sonunda yok olma
tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Bu olumsuz tablonun yanında dünyanın birçok yerinde gerçeği
görmeye başlayan ve bu yolda kendilerini olumsuzluklardan arındırmaya başlayan birçok insan
topluluğu var. Bu yazıyı şu anda okuyan sizler de bu topluluğun bir parçasısınız. Son 20 yılda oluşan
ruhsal gelişim dalgası da tamamen bu dönüşümün bir parçası. O yüzden her şey tersine dönüp
düzelerek yoluna girebilir. Belki de insanoğlu gelecek nesillere sevgi ve barışın hakim olduğu bir
dünya bırakabilir.

Yüzüncü Maymun fenomenini çoğunuz biliyorsunuzdur. Bu fenomen bireylerdeki zihinsel değişimin
toplumsal zihni nasıl etkileyebileceği konusunda çok ilginç fikirlerin oluşmasına yol açmıştır. Bu
konuyu Ken Keyes Jr.’ın yazısını özetleyerek aktarmak istiyorum.

“Pasifik Okyanusu'ndaki adalarda yaşayan Macaca Fuscata türü Japon maymunların doğal ortamları
içindeki davranışları otuz yılı aşkın bir süre bilim insanları tarafından gözleniyor. 1952'de Koshima
Adası'nda bilim insanları maymunların beslenmesi için kumların içine tatlı patates bırakıyorlar. Bu
adanın maymunları da tatlı patatesin tadından hoşlanıyor ama yiyeceklerinin kumlu olması
hiç de hoşlarına gitmemesine rağmen kumlu da olsa tatlı patatesleri yemeye devam ediyorlar.
Bir gün, on sekiz aylık İmo isimli dişi maymun bu soruna bir çözüm bularak tatlı patatesleri en yakın
su birikintisinde yıkayarak yemeyi akıl ediyor. Bu buluşunu annesine de öğretiyor, İmo'nun
arkadaşları da patateslerini yıkayarak yemeyi öğreniyor ve kendi annelerine de öğretiyor. Bu yeni
davranış biçimi bilim insanlarının gözleri önünde, yavaş yavaş maymunlar arasında yayılıyor.
1952 ve 1958 yılları arasında genç maymunlar, kumlu tatlı patateslerini yıkamayı öğreniyorlar.
Bu daha sağlıklı ve zevkli yeni davranış biçimini çocuklarını taklit ederek onlardan yeni bir şey
öğrenen yetişkin maymunlar da kazanıyor. Yeniliklere açık olmayan, çocuklar ve gençlerden de
öğrenilebileceğini düşünmeyen, kendi bildiklerini tekrar eden yetişkin maymunlar ise kumlu patates
yemeye devam ediyor. 1958'in sonbaharında çok şaşırtıcı bir şey oluyor. Koshima maymunlarının bir
kısmı (diyelim ki 99 maymun) artık patateslerini suda yıkayarak yemeyi öğrenmiş oluyor.
Bir sabah, gün doğarken yüzüncü maymun da patateslerini yıkayanlar arasına katılıyor. İşte o an her
şey değişiyor. Aynı günün akşamı, adadaki hemen hemen tüm maymunlar, patateslerini yemeden
önce yıkamaya başlıyor. Yüzüncü maymunun ilave enerjisi her nedense devrim yaratıyor!
Ama hikâye burada bitmiyor. Bilim insanlarını şaşırtan asıl sürpriz, bu adayla doğrudan bir ilişkileri
olmadığı halde, diğer adalardaki maymun kolonilerinin de aynı anda patateslerini yıkamaya
başlamaları oluyor. Yeni bir düşünce ve davranış tarzı, toplumları oluşturan fertlerin belirli
bir oranı tarafından benimsendiği an, bu yenilik, mesafenin önemi olmaksızın zihinden zihne
aktarılabiliyor. Yani, "Yüzüncü Maymun Fenomeni" denilen bu fenomen şunu gösteriyor:
Yeni bir düşünce, yeni bir yol, toplumda sadece belirli sayıda insanlar tarafından biliniyorsa, bu yenilik
sadece o kişilere ait bir şey oluyor. Ama "bilenlerin" sayısı belli bir kritik noktaya ulaştığı an, sadece
bir kişinin daha "yeni yol"a katılması, toplum bilincinin aşama geçirmesine yol açıyor. Yeni düşünce,
birdenbire herkes tarafından düşünülmeye başlanıyor. Niceliğin niteliğe dönüşme noktası...”

Şimdi yukarıda bahsettiğim dünyada yaşanan ruhsal değişim sürecini yüzüncü maymun fenomeniyle
birleştirdiğimizde, kişilerin iç dünyalarında yaşadıkları arınmanın ve bunun etkisinin ne kadar önemli
olduğunu bir kez daha görebiliyoruz. Tek bir kişinin kin, nefret, öfke gibi duygulardan özgürleşmesi
diğer kişileri de etkileyerek bunu toplumun deneyimi haline getirebilir. Bir toplumun dönüşmesi için
kişilerin kendi özünü fark ederek diğer kişilerdeki değişim tetikleme şansı vardır.

1940 senesinde Charlie Chaplin’in yazıp, yönetip rol aldığı “The Great Dictator “ filmindeki bir
sahnede o zaman yaşanan savaşlara ve olumsuzluğa hitaben yaptığı bir konuşma vardır. Bu çok
etkileyici konuşmanın tam 72 yıl sonrasını anlatması ve bugüne ışık tutması çok şaşırtıcıdır. Bir
komedyen olarak ünlenmiş bir yıldız olan Chaplin’in ne kadar büyük bir yüreğe sahip olduğu
bu konuşmasından çok rahat anlaşılmaktadır. Bu konuşmasında insanlığın temel sorunlarından
bahsederek çözüm olasılığını da adeta haykırarak anlatmaktadır. Bu konuşmayı yazının sonundaki
videodan izleyebilirsiniz.

Yazımı Charlie Chaplin’in o etkileyicisi konuşmasından bir alıntı yaparak bitirmek istiyorum: “
Edindiğimiz bilgiler bizi alaycı yaptı; zekâmızı ise katı ve acımasız. Çok fazla düşünüyoruz ama çok
az hissediyoruz. Makineleşmeden çok insanlığa muhtacız. Zekâdan çok iyilik ve anlayışa ihtiyacımız
var. Bu değerler olmadan hayat korkunç olur ve her şeyimizi yitiririz. Beni duyanlara şunu söylemek
istiyorum: ‘Umutsuzluğa kapılmayın.’ Üstümüze çöken bela, vahşi bir hırsın, insanlığın gelişmesinden
korkanların duyduğu acının sonucudur.” İnsanlardaki bu nefret duygusu geçecek ve diktatörler
ölecektir.”