Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Dalida ÖzatayDalida Özatay

Tuzsuz aşım, dertsiz başım…

17 Ağustos 2011, Çarşamba - 17:58
Uzun zamandır gözlemliyorum. Meslek arkadaşlarımın çoğu gazetecilikten bıkmış durumda. Ki bu dostlar, yıllarca gece-gündüz yüksek tempoda çalışmışlar. Uzun yıllar derken sanmayın 30-40 yıl, 15 maksimum 18 yıl henüz 20 yılını dolduran çok az ama bir bıkkınlık, bir mutsuzluk var herkeste… Zaten 30-40 yıldır bu meslekte olanlar keyifliler. Çünkü dinlediğimiz hikayelerden, anılardan onlar en güzel zamanları yaşamışlar… Ama şu 70’lerde doğanlarda bir şanssızlık var ki sormayın… Bir önceki neslin ideallerini almışlar ve o ideallerle yola çıkmışlar. Zaman hızlıca akıp giderken gördüler ki, o idealler adı üstünde ‘ideal’ olarak kalmaya devam etmiş. Şimdilerde çoğu başka işler yapma düşüncesindeler. Hatta gazete binalarından yeni ayrılanlar, bir süre çalışmak dahi istemiyor. Yanlış anlamayın, kimsenin hanları, hamamları yok. Zaten bilirsiniz hanları, hamamları olanların başka modelde hırsları vardır…

Mesai saati biz gazeteciler için sıkıntı veren bir durum. Saatlere hapsolmak bizi mutsuz eder. Özgür olmak isteriz. Bu nedenle başka işler madden iyi gelse de zamanda hapsolmak sıkıntı verir.

Son zamanlarda şunu da çok gözlemliyorum. Artık çalışan kişinin tabir-i caizse etinden, sütünden son damlasına kadar yararlanılıyor. Tam bir sömürge sistemi... Siz istediğiniz kadar çabalayın karşınızdaki küstahça davranabiliyor. Bu durumda noktayı koyup yol almaktan başka çare kalmıyor. 

Tabi tüm bu sıkıntıların sadece bizim meslekle sınırlı kalmadığını da görüyorum. İşte bu noktada hayatı, hızlı ve erken denilebilecek yaşlarda tükettiğimizi düşünüyorum. Geçenlerde zevkle okuduğum Patti Smith’in Çoluk Çocuk kitabında 1960 ve 1970’lerin New York’u anlatılıyor. Her şey o kadar sade ve gerçek ki… Her türlü imkanın sınırlı olduğu hatta olmadığı o günlerde hayatın daha değerli yaşandığını düşündüm. Az, öz ve küçük olanı her zaman sevmişimdir. Tabi dünya döndükçe, hayat devam ettikçe her şeyde değişimler olması mümkün. Ama bu değişimler içinde özde bir şeyi kaybediyoruz. Hızlı tüketim bizi hayattan zevk almaktan mahrum bırakarak mutsuz ediyor.

İşte mesela bizim sektörde gazeteciliği bırakan çoğu kişi, Ege veya güneyde bir kasabaya yerleşip sakin bir hayatı tercih ediyor. Yada şehirde uzaklaşmak istemeyenler de küçük de olsa kendi düzenlerini kuruyor. “Tuzsuz aşım dertsiz başım” düşüncesiyle hayatlar basite indirgenerek huzurla yaşamak tercih ediliyor.