Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Şimdi
Kağan BayraktaroğluKağan Bayraktaroğlu

Tutunamamak...

28 Temmuz 2012, Cumartesi - 13:41
 Geçen ay yeni bir seminer için Sedona, Amerika’daydım. Yoğun ve güzel geçen 12 günün sonunda Türkiye’ye dönmeye hazırlandığım son gün ilginç bir deneyim yaşadım Hani, bazen hayatta bazı anlar yaşarız, bir anda zihnimizde bir ışık yanar ya da bir anda çok ilginç bir şeyi keşfetmiş gibi hissederiz. İşte o anlardan biriydi.
Şimdi gelelim o deneyimi yaşadığım güne. Sabah uyandım ve o gün akşamüstü yola çıktığım için son hazırlıklarımı yapmaya başladım. Bu yoğunluk içinde aynı zamanda veda etmem gereken arkadaşlarım da vardı ve onları yolculuğa çıkmadan hemen önce görmeyi düşünüyordum. Birkaç saat süren hazırlıklardan sonra ve tüm işlemleri bitirdikten sonra artık yolculuğa çıkmama yaklaşık bir saat vardı. Her şeyi kontrol ettikten sonra benimle aynı otelde kalan arkadaşlarıma veda etmek için otelin lobisine gittim. Bu çok değerli kişiliklere sahip harika insanların hepsi Dünya’nın farklı ülkelerinden Sedona’ya gelmişti. Bazıları Amerika’nın farklı bölgelerinden, bazıları Avrupa’dan, bazıları da Güney Amerika’dan gelmişti. Son konuşmalarımızı yaptıktan sonra birbirimize veda ettik ve herkes kendi yoluna çıktı.
Böyle güzel arkadaşlıklar yaşamanın keyfini yaşarken aynı zamanda veda etmenin burukluğu içinde ben de valizimi almak için otel odama yürümeye başladım. Otel odasına vardığımda açıkçası burukluğum artmıştı ve bu yüzden yaşadığım garip duyguyu sorgulama halindeydim. Biraz daha zamanım olduğu için otel odasında oturmaya karar verdim. Bu yoğun duygular içinde olmak bana çok ilginç geldi. Her şey yolundayken, evime dönerken, harika dostlukları deneyimlemişken neydi beni bu kadar rahatsız eden? Ayrılıkları çok defa yaşamıştım ve nasıl hissettirdiğini çok iyi biliyordum ama bu çok farklıydı çok daha derindi sanki acı gibiydi. Bende bütün oluşan duyguların oluşmasına izin verirken aynı zamanda serbest bırakma yapıyordum.
Serbest bıraktıkça daha iyi hissetmeye başladım ve işte o an zihnime garip bir düşünce geldi.
“Neye tutunabiliyoruz ki ?”
Evet, işte canımı acıtan buydu, hiçbir şeye tutunamamak. Bu ilginç deneyimi yaşarken deneyimlere nasıl tutunmaya çalıştığımı ama bunu bir türlü başaramadığımı fark ettim. Her şeyin geçici olduğunu fark etmek içimde karmaşa yaratırken aynı zamanda bir huzur duygusu da oluşturmaya başladı. Çünkü aslında tutunmaya ihtiyacım yoktu. Var olmak için neye tutunmam gerekirdi ki? Sadece vardım ve olduğum halimle zaten yeterliydim. Herhangi bir deneyimle kendimi tamamlamaya çalışmam bir alışkanlıktı. Ama buna ihtiyacım var mıydı? Herhangi bir deneyim beni daha mı yüce, daha mı güçlü, daha mı mutlu yapacaktı? Eğer öyle olsaydı şimdiye kadar yaşadığım deneyimlerle çoktan o duruma ulaşmam gerekmez miydi? O an kendini sürekli tamamlamaya çalışan sanal benliği fark ettim. Sanal benlik sürekli bir şeylere tutunmaya çalışarak kendi kendini tamamlamaya çalışıyordu. Bunu fark ettikçe rahatlamaya ve gülmeye başladım, çok değişik bir deneyim yaşamıştım ve işte ona da tutunamıyordum.
Peaceful Warrior, on the fallacy of attachment bölümünde şöyle bir söz vardır:
“İstediğiniz bir şeye sahip olamadığınızda, acı çekersiniz. Eğer ona sahip olursanız, yine acı çekersiniz çünkü ona sonsuza kadar tutunamazsınız.”