Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Meyhaneden
İlia Shestakofİlia Shestakof

Tüm suç 35"likte...

25 Temmuz 2011, Pazartesi - 11:56
Öncelikle herkese İstanbul’dan selamlarrrrr, herkese güzel bir hafta sonu, diye başlamıştım cumartesi öğleden sonrası, ama cuma sabaha karşı içilen o son 35’ lik rakı var ya, bütün suç onda… Cumartesi öğleden sonra yazmak istiyorum ama kelimeleri toparlayamıyor, cümleleri kuramıyor durumundaydım..Neyse cumartesi gecesi ve pazar sabaha karşı üç kişi bu defa 5 şişe, Metro marketlerinde satılan Birader marka rakıyı götürdük, suç bu defa son 70’ lik rakıda idi…Tabi böylelikle hafta sonu vereceğimizi yazıyı veremedik..Ayıp oldu……Her neyse haftanın ne göstereceği belli olmaz dedim, pazar akşamı açtım birayı ve pari radyoyu, yazıma devam ediyorum…….

Geçen yazımda biraz bahsetmiştim; kuzey kutbu, şansız eskimo ve deve diyerekten….. Şimdi bu deyişin aslının çöldeki şansız bedevi ve kutup ayısı hikayesi olduğunu bir çoğumuzun bildiğini düşünüyorum…. Burada şansız eskimonun bendeniz olduğu şüphe götürmez bir gerçek….Abartıyorsun diye düşünmeyin, burada son zamanlarda başımdan geçenleri sıralayıp sizleri de şahsi konularımla ile meşgul etmek istemiyorum. Ama vereceğim örnek ile ne demek istediğimi anlayacaksınız? Geçenler de pari yazarlarda ki bir yazım durup dururken kayboldu, aslında teknik bir hatadan kaynaklanan bir olay. Hata olmaz mı? tabiki olur, benim de hata yaptığım zamanlar illaki vardır. Ben hatadan çok, diyelim ki 50 yukarısı bir yazar grubunda ve yaklaşık bin yazıda bu hatanın benim yazıma denk gelmesine takılmış durumdayım bir milyon da yazı olsa yine inanın bir şey olacak ise benim yazıma denk gelecektir….. Neyse beterin beteri var, sağlık olsun diyoruz es geçiyoruz  birçok şeyi……

Nazar var diyorlar  ….. Ne nazarmış senelerdir peşimi bırakmamış….Yok canım öyle şeyler filan demeyin…..Vakt-i zamanında üniversitenin kantinin de oturmuş çay içerken gruptaki kızlardan biri tam karşımızda ki merdivenlerden inmekte olan boylu poslu güzel bir kız için “ Ne güzel kız değil mi? çocuklar “ demesiyle, kızımızın çizmesinin topuğunun basamağa takılması ile poposun üzerine oturması ve bir iki basamak kaymasını nasıl yorumluyorsunuz…..Ben bu tür manevi frekanstaki olaylar ile bayağı bir karşılaştığımdan, ben olacağı varmış olarak değerlendirmiyorum bu tür olayları…….. Tabi şimdi yaşadığım Rusya’ da da batıl inanışlara olan aşırı itikat, bu düşüncemi de pekiştirmeme neden….Öyle böyle değil o uçsuz bucaksız bozkırlarda enerjilerin daha rahat hareket ettiğinden midir nedir….Rusya’ da;

   - İnsanların doğum gününün bir gün öncesinden kutlanması iyiye yorumlanmaz,
   - Cenaze dışında çift sayıda çiçek yollanmaz,
   - Evden çıktınız ve evde bir şey unuttunuz, ne olur bir gününüzde cep telefonsuz geçse mesela, ama diyelim ki para almayı 
     unuttunuz ve eve geri dönmek zorundasınız, ikinci çıkış öncesi mutlaka ayna karşısında saçınızı başınızı düzeltin..
   - Sigarınızın külü üzerinize veya masaya düştü diye paniklemeyin, para gelecektir,
   - Ayın onüçü ve cuma günü ise, yapmaya çalıştığınız işten hayır beklemeyin,
   - Kapı eşiğinde asla tokalaşmayınız, (özellikle iş görüşmeleri sonrasında)
   - Çıkılacak seyahatler öncesi su dökülmez ama bir iki dakika oturulur,

diye uzayan bir liste……….
   
Neyse o oldu bu oldu…..Geldik İstanbul’ a, bir arkadaşımızın mekânında İstanbul’  da gittikçe hayat kalitesinin yükseldiğine dahi bir sohbet vardı ki, ben hayat kalitesi o şu bu bilmem ama hizmet kalitesinin düştüğünden kesin emin olduğumu ve her gelişimde daha kötü gördüğümü örnekler ile anlattım kimse bir şey diyemedi……

Yaşadıklarıma gelince, varan bir; cuma öğleden arkadaşlarımızdan biri Arnavutköy’ de bir ofis kiralamış hayırlı olsuna gittik….Hoşgeldiniz,  beş gittiniz , ne var ne yok, diye sohbetlerken, “ Gelin size bir iki duble bir şey ısmarlayayım ondan sonra gidersiniz” dedi…İndik sahilde ki lüks restorantlardan birine….3 kişi mezeleri söyledik bir de 35’ lik rakı, dedim ya bir iki duble içip herkes yoluna…Karşımda ki arkadaşımız, bombay fasulye pilakiden bir taddı ki, bana “ Bu ekşimiş bir sende baksana” diyiverdi….Tattım evet doğru bayağı bir tadı bozulmuş, dili tırmalıyor…Çağırdık garsonu, gayet kibarca bunu alır mısın bozulmuş dedik, inanmayarak aldı, ama bir surat bir surat sanki biz haklı değiliz… Geri geldi “Haklıymışsınız” dedi…..( Benim yine bir başka arkadaşım iyi müşteri olduğu böyle bir restorantta, moralininde biraz da iyi olmadığı bir günde, gelen bozuk yemek tabağını yerde kırmıştı ortalığı birbirine kataraktan…) Tabağı yerde kırmak doğrudur, değildir ama mutfakta on çeşit soğuk mezeyi kontrol etmek o kadar zor olmasa gerek diye düşünüyorum, tabi ki bir tepsiye soktuğun kaşığı öteki tepsiye de sokarsan, buzdolabında da olsa meze ekşir…….          

Varan iki; vedalaştık…restorantın yakınında ki taksi durağından “Galatasaray” ( benim cuma günü tercihim Arnavutköy - Levent oradan da bir metro İstiklal’ e çıkmak ve bir beş dakikalık yürüyüş sonrasında Galatasaray varmaktı)  diyerekten arabaya bindik…Ortaköy, Beşiktaş trafik cuma günü olmasına karşı beklediğimizden hızlı gidiyoruz…Ama tam Dolmabahçe’ nin orda  Kabataş-Tophane veya Kabataş-Fındıklı-Firuzağa-Çukurcuma güzergâhı yerine birdenbire sağa kırdı…Görünen oki, Sheraton’ un önünden sola dönecek Taksim-Tarlabaşı güzergâhından Galatasaray yapacak ….Bir trafik 25 dakika da daha Taksim ışıklarına varamamış durumdayız….Verdik parasını indik yürüdük gittik….Her neyse herkesin taksilerce ilgili kötü deneyimleri illâki vardır da…Ne bileyim? işte…….

Varan üç; geldik Galatasaray’ a girdik bizim koltuk meyhanelerimizden birine, ben bir 20’ lik arkadaşım cin tonik söyledi yanında beyaz peynir ve karışık meyve tabağı…..Bir ses, (yine ne oldu bıktık artık düşünmeyin, bu arada işletmeci de arkadaşımız hem sohet ediyoruz hem önümüzdeki haftanın programı filan falan ) karışık meyvedeki karpuz soğan kokuyor….İşletmeci diyor ki imkânsız, ben kendim ona ayrı bıçaklar kullanmasını öğrettim…Karpuzu tattı ve aldı meyveyi gitti geldi, öyle bir şey dedi kiiiii…..Tamam öğrettiği gibi ayrı bıçaklar kullanıyor ama soğan kestiği tahta da karpuz kesmiş… Tabi bu arada, işletmeciyi suçlayabilirsiniz ama sektör de biraz mahareti olan 100 TL fazla maaşı gören hemen kaçıyor, yamaklar ile işlerini götürmek zorunda……

Yani anlayacağınız hangi hayat, hangi hizmet kalitesinden bahsediyoruz…..Dakika da bir telefonuma bir mesaj şu tarife, şunu yükleyin, şu müziği indirin, şurdan şunu yapın, bunu yapın, onu yapın bütün gençlerin kafası  boş şeyler ile dolu… Bu bahsettiklerim vakt- i zamanının bilinmesi gereken en basit bilgileri…Uzatmayacağım sizin benim ne demek istediğimi anladığınızı düşünüyorum….Diyebilirsiniz ki, burası böyle ya sev ya terk et… Terk ettiler de ne oldu?....Ben onun yerine elimden geldiğince, belki bir olumlu katkım olur gibisine çarpışmayı tercih ettim….Ama nereye kadar…Onu zaman gösterecek…..

Hepinize iyi haftalar dileklerimle………………..