Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Şimdi
Kağan BayraktaroğluKağan Bayraktaroğlu

Toplumsal Hipnoz (Bölüm 1)

16 Nisan 2011, Cumartesi - 19:13
Sedona’da katıldığım ilk Sedona Method semineriydi. 130 kişinin katıldığı seminerde Hale Dwoskin hem yöntemi anlatıyor hem de isteyen kişilerle birebir uygulamalar yapıyordu. Bir bayan mutsuz bir sesle serbest bırakma yapmak istediğini söyledi. Hale’in birkaç serbest bırakma sorusundan sonra daha iyi hissetmeye başladı. Enerjisinin değişmeye başladığı açıkça görülüyordu. Birkaç dakika sonra o bayan yaşadığı ani değişime o kadar şaşırdı ki Hale Dwoskin’e şu soruyu sordu: “Beni hipnotize mi ediyorsunuz?” Hale’de şu cevabı verdi: “Hayır, seni içinden bulunduğun hipnozdan çıkarıyorum.”
Bu cevabı duyar duymaz içimde bir şeylerin değiştiğini fark ettim. Sanki aradığım cevap buydu. Sonrada o ana kadar ne kadar hipnozda yaşadığımı fark ettim. Kendimi o seminer odasının içinde oraya odaklanmış gibi hissettsemde, zihnim sürekli ya geçmişi sorguluyor ya da geleceği planlıyordu. Orada oturuyordum ama orada değildim. Hatta kendimle ilgili olduğuna inandığım birçok olgu da bu toplumsal hipnozun parçalarıydı.
İşte şu anda okuduğunuz bu yazı belki sizin de bazı şeyleri fark etmenizi sağlayabilir. Toplumsal hipnozdan çıkmanın en kolay yolu onu fark etmektir. Peki, nasıl bir hipnozun içindeyiz? Şimdi buna bakalım.
En büyük yanılgılarımızdan biri kendimizi duygu ve düşüncelerimizle bir zannetmemiz. Yani, üzgünüm, sinirliyim, sıkıntılıyım dediğimizde kendimizi o duygular gibi görüyoruz. Ama gerçekte duygular bize yapışık olmayan sadece farkındalık alanına gelip giden soyut enerjilerdir. Kötü bir duygusal halde olduğumuzda kendimizi o duyguların sanal dünyasına o kadar kaptırıyoruz ki, o duygusal halden çıkmamız uzun zaman alıyor. Gerçekte zaten o duygu değilseniz, aslında o duygunun gökyüzündeki buluttan bir farkı var mı?
Toplumsal hipnozun başka bir durumu da sürekli kendimizi mükemmel yapmaya, ya da bir şeylerle tamamlamaya çalışmamız. Zaten televizyon, reklamlar ve tüm dünya bunu beslemek üzere iyi bir iş çıkarıyor. Ama insan deneyimi sürekli değiştiği için bu durum buzda yürümeye benziyor. Tam yürümeye başlarken kayıp kendimizi yerde buluyoruz. Gerçekte şu anda kim olursanız olun, ne yapıyorsanız yapın, neye sahip olursanız olun zaten tam, bütün ve mükemmelsiniz. Bu olduğunuz halinizle yeterli olduğunuz gerçeği hiçbir zaman değişmeyen tek gerçek.
Bu yazının ikinci bölümünü okuyana kadar bu hafta eğer kendiniz olumsuz bir duygu halinde bulursanız kendinize şunu sorun. Örneğin sıkıntılıysanız. Doğru olan “ben sıkıntılıyım” mı? Yoksa “sıkıntılı hissediyorum” mu?