Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Şimdi
Kağan BayraktaroğluKağan Bayraktaroğlu

Tatlı ya da acı....

06 Mart 2012, Salı - 20:02
Yaşamı gerçekten olduğu gibi mi algılıyoruz ya da filtrelerin arkasından mı görüyoruz? Bu soruya farklı cevaplar verilebilir ancak toplumun çoğunluğuna bakarsak yaşamın çeşitli filtrelerden gördüğümüz söylenebilir. Çünkü her insan çevresini koşullanmaların, inançların, duyguların, düşüncelerin ve anıların filtresinden görür. Bu toplumsal ve kişisel filtreler sürekli kullanıldıkları için var oldukları bile fark edilmez.
Güneş gözlüğü taktığınızda algıladığınız ortam gerçeğine göre daha karanlık görünür. Gözlüğü uzun süre taşıdığınızda gözleriniz o ortama uyum sağlayarak daha karanlık olan görüntüyü “normal” olarak algılar. Böylece belli bir süre sonra gözlüğü çıkardığınızda gerçek olan aydınlık görüntü insanı kısa bir süre de olsa şaşırtabilir. Güneş gözlüğünü çıkardığınızda etraf çok daha net ve aydınlık gelir. Kişisel filtrelerimiz de aslında bir bakıma güneş gözlüğü gibidir. Hayatı bir filtrenin arkasından yaşamaya başladığımızda, ilk olarak o duruma alışırız ve onu normal olarak algılamaya başlarız. Onu normal olarak algılamaya başladıktan sonra, durumu kabullenip kendi kaderimiz olarak görürüz. Böylece hayatı imkânsızlıkların oluşturduğu bir perdenin arkasından yaşamaya başlarız. Çünkü kişisel filtrelerin çoğu aynı zamanda toplumsal filtreleri de içerir.
Aslında bütün bu filtreler zihnin oluşturduğu sanal ve soyut enerjilerdir. Farkında olmadan oluşturduğumuz filtreler genellikle geçmişte yaşadığımız olaylarla şekillenir. Yaşadığınız kötü bir ilişki ve ayrılık kendinizi değersiz olarak nitelendirmenize ve sonrasında tüm ilişkilerinizi o filtreden yaşamanıza yol açabilir. Ya da güzel bir hayatınız varken birkaç olumsuz deneyim yaşamanız, kendinizi şansız olarak değerlendirmenize ve bu filtreyle sürekli olarak olumsuz olayları yaşamanıza neden olabilir. Ya da ortaokulda bir öğretmenin sizi tembel olarak nitelendirmesi, ne kadar çalışkanda olsanız sürekli olarak kendinizi tembel bakış açısıyla değerlendirmenize yol açabilir. Bu yüzden de bütün hayatınız sürekli bir koşuşturma halinde geçer, çünkü sahip olduğunuz filtre yüzünden kendi kendinize tembel olmadığınızı kanıtlamaya çalışırsınız. 
Dr. Phil’in filtrelerle ilgili şöyle bir sözü vardır: “Dünyayı geçmiş olaylardan oluşan bir filtreden görmeye devam ettiğiniz sürece, geçmişinizin hem şu anınızı hem de geleceğinizi kontrol edip yönetmesine izin verirsiniz.”
Düştüğümüz en büyük tuzaklardan birisi de kendi varlığımızı korumak adına filtrelere tutunmamızdır. Çünkü zihin tutunacak herhangi bir deneyime sahip olduğunda kendini daha güçlü hisseder. Sonuçta olumlu ya da olumsuz bir deneyim yaşamışızdır ve bunu bazen hayatımız pahasına korumayı seçeriz. Ancak hangi deneyime sahip olursak olalım, ona tutunduğumuz sürece kendimizi sınırlandırırız. Böylece geçmiş deneyimlerin oluşturduğu filtreler gerçek algılarımızı sınırlandırır. Bunun sonucunda hep küçük resme odaklandığımız için büyük resmi göremeyiz. Algıladığımız bu yaşam iki kutbu da barındırır. İyi ve kötü, sakin ve öfkeli, zengin ve fakir, mutlu ve mutsuz aynı dünya üzerinde var olan enerjilerdir. Hayatımızda bunlardan tek bir kutbu yaşamaya çalışmak neredeyse imkânsızdır ve çok büyük çaba gerektirir. Ancak bütün bu duyguların geçici deneyimler olduğunu fark etmek ve bunlara bağlı filtreleri fark etmek gerçek gücün kaynağıdır. Böylelikle ne olursa olsun değişimin kaçınılmaz olduğunu ve ne olursa olsun kendimizin değil sadece sahip olduğumuz filtrelerin değiştiğini görebiliriz.