Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Sevgi Parıltısı
Niver LazogluNiver Lazoglu

Taş attım, taş...

13 Kasım 2012, Salı - 18:05
*Taş yerinde ağır* derler...

Derler demesine de, taş böbrekte olunca *taş yerinde ağrı” diyiveriyorum...
Sancıda ne sancı cinsinden, of of of...
Kıvrim kıvrım kıvranıyorsun olduğun yerde...
Ha düştü düşecek derken, günler devriliveriyor kimin umrunda ki...
Taşım taşım taşım diye sonrası onuda sevmeye başlıyorum..
Her yıl rutin hale gelen sancıların bir yenisi daha...
Alıştım diye kendimi kandırıveriyorum ama her seferinde aynı şarkıyı söylemeye başlıyorum...
“Allahım neydi günahım”
Genetik bir olgu, bünye yapıyor...
Taş üretim merkezine dönüveriyor vucüdum, ve dümdüz yerdeyim...
Ahlar, vahlar, oflar havada uçuşu veriyor ki...
Tanrım ne sancı!
Öncesi sırta başlıyor, sonrası hançer hançer üstüne, üşümeler, terlemeler amanın amanın...
Kelimelere sığmıyor telefuzu öylesi bir sızı
Oyunda aniden devre dışı kalıyorum..
Hayat mı...
Taş koyuyorlar yolalışlarıma
Yazdan kışa, kıştan yaza geçişlerde rutine bağlamış bünyem...
Sonrası gidene kadar sancının inleten baskısı...
Giti gidiyor sözcüklerini ne kadar sık tekrarlıyorum sayamıyorum...
İşte öylesi taştan bir durum..
Ardından tek bir söylem...
“Tanrım taş mı sandın” arabesk türküler
Sonra ufaktan ufaktan bir gülümseme
“Taş gibiymişim be, taş*
Her ne kadar yere yatırsada ertesi bayram...
Nerde kalmıştık, *geldim ben*..
Taşım yok artık, yaşasın ve yaşasın ve yaşasın...