Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Çemberin dışı
Cenk UrasCenk Uras

Taammüden düş kurmaktan...

01 Ekim 2013, Salı - 23:53

Kaç metre, kaç kilo, kaç derece hayat? Ölçülmez mi yoksa bu ölçülerle? Her şeyin çok olanı makbul değil mi günümüzde? Mutsuz bir günün sabahında yürüyordu adam.
Dün gece kesinlikle anlamıştı; kendisi hakkında çoktan verilmişti karar.
Hakkında taammüden düş kurmaktan, ağırlaştırılmış yaşama kararı hükmü giydirilmişti bundan tam elli yıl öncesi.
O günden beri yüksek sesle kurmadı düşlerini ve varlığını inkar etmekle batırdı milyon kere güneşi.
Esrik geceleri sevdi ve mutsuzluğuna en çok o saatlerde direnebildi.
Sabahları ancak saçmalayarak rahatlatırdı kendini. Aklına ilk geleni yapmazsa kötü bir şey olacak gibi düşünürdü hep.
İşte yine sabahtı. Yürüyordu… Birdenbire duraladı ve sonra tek ayak üzerinde iki kez zıpladı. İki kez değil de, üç kez zıplarsa kötü bir olayla karşılaşacakmış gibi bir hisse kapıldı. Kötü bir olayla karşılaşıp karşılaşmayacağını anlamak için yine zıpladı tek ayak üzerinde… Hem de üç kez.
İşte o anda, biraz önündeki kalabalığa takıldı gözü… Polis, ambulans, meraklı insanlar…
“ Esnaf dükkanlarından fırlamış, kendi aralarında durum tartışması yapıyordu. “Açılın! Boşaltın burayı!” diye seslenen polislerin sesi ve onlara destek veren ambulans ekibi.
Kalabalık biraz açılır gibi olunca anladı sebebini.
Yerde bir ölü ve üzeri gazete örtülü. Gözleri ölünün üzerinde örtülü gazeteye takıldı adamın.
“ Okumaya başladı.”
“ Uzmanlar, yaptıkları araştırmada, günde yirmi dakika yürümenin ruh sağlığına iyi geldiğini ve depresyonu önlediğini söylediler”
Oysa belki de yirmi dakika evveli yürüyordu üzeri gazete örtülü ölü.
Saatine baktı. Evden çıkalı altı dakika olmuştu. “Mutlu olmak için henüz on dört dakika daha var!” diye düşündü.
Nefes alıp vermeye devam ettiği için şanslı olduğunu düşündü ve “yürümek” iyi geldi gerçekten de uzmanların dediği gibi. Zaman durmuyordu. Tam on dakikası kalmıştı mutlu olmaya.
-Boşuna uzman olmamışlar. Nasıl da biliyorlar!
-Koşsam!
-Koşarsam daha mutlu olurum”
-Öyle ya! Yürümek iyi geliyorsa
-Ama ya nefesim kesilirse, acaba denemesem mi koşmayı?
Şimdilik böyle ufak ufak yürüyor ve kendini fena da hissetmiyordu hani!
-Ne olacaksa olsun denemeliyim. Hem koşmazsam kötü bir şey olacak. Az önce ikiden fazla zıplayınca kötü bir şey olacağına inanmadım ve ölü çıktı karşına… Hem de üzeri gazete örtülü ve gazetede uzman görüşü.
Duruma uygun bir deyim aradı. Bulamadı.
Koşmaya başladı.
Koştu… Koştu… Koştu…
Bir ara yorulur gibi olunca yavaşladı. O da ne? Durunca azalıyordu mutluluk hissi.
Hızlandıkça dünyanın en mutlu insanı kendisiymiş gibi hissediyor, yavaşlayınca ise eski mutsuz günlerine geri döner gibi oluyordu. Duramazdı artık. Gidebildiği kadar gidecekti. Sıkıntılı günlerinden koşarak uzaklaşacaktı. Mutluluğun direnç noktasını koşarak aşacaktı.
Nefes nefese kalmış, kıpkırmızı olmuştu yüzü.
Belki kalp krizi geçirecek ve ölecekti.
Belki onun da üzerine gazete örtülecekti.
Belki o gazetede “yürümenin ruh sağlığına iyi geldiği” yazılı olacaktı.
Duraksadı birden.
Yıllardır koşuyordu. -Çevresinde gördüğü insanlar, sokaklar, arabalar- Tanımıştı buraları. O kadar çok ve hızlı koşmuştu ki, başladığı noktaya geri dönmüş ve üstelik koştuğu için, çevresindeki hiçbir varlığın farkına varamamıştı.
İki kez zıpladı birden tek ayak üzerinde. Üç kez zıplarsa kötü bir şey olacak hissine kapıldı.
İnanmadı ve üç kez zıpladı peşinden.Saatine baktı. Evden çıkalı yam yirmi dakika olmuştu.
Önünde bir ölü ve üzeri gazete örtülü… Öylece yatıyordu.
Günde yirmi dakika yürümek iyi gelir” yazıyordu gazetenin köşesinde ve bir adam, “Uzmanlar bu işi biliyor” diye mırıldanıyordu kendi kendine.
İnanma dedi. İnanma sen onlara!
Uzandı yere, ölünün üzerindeki gazeteyi alarak kendi üzerine örttü.