Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Eko
Erkavim YıldırımErkavim Yıldırım

Suya kavuşmak...

17 Eylül 2011, Cumartesi - 09:17
 Eskiden insanlar su ihtiyaçlarını gidermek için bahçelerinde, tarlalarında kuyular açarlardı. Kuyularda biriken su ya bir çıkrık yardımıyla veya tulumbayla yukarı çekilirdi. Kuyu yapımı zor bir iştir. Kuyuları yapmak için kuyucu ustası olmak gerekir. Kuyu yapılacak yerin belirlenmesi, kaç metrede suyun çıkacağını kuyucular iyi bilirlerdi. Genellikle kurumuş bir kaynağın yakınlarında kuyu açılırdı. Kuyu yapılacak yere karar verildikten sonra kazma işlemi başlar, bir süre sonra bir çıkrık kurulur çıkan toprak bu çıkrığın üstündeki ipe bağlı kovayla dışarı çıkartılır. Bu noktadan sonra dikkatli davranmak gerekir çünkü her an toprak kayabilir. Kuyunun içinde çalışan toprağın altında kalabilir. Onunu için kuyu kazmak için inen kişinin beline bir ip bağlanarak indirilir. Toprak kaymaya başladığında ip çekilerek kurtarılmaya çalışılırdı. Kuyuda çalışan kişi belli aralıklarla yatay olarak ağaç destekler koyar toprağın kayması engellenmeye çalışılırdı. Suya kavuşulduğunda ise bir süre çamur çıkarılır sonra kazma işlemi durdurulurdu. Bundan sonra kuyuya kuyu ustası iner suyun bulunduğu yerden itibaren kuyu ağzına kadar taşlardan silindir bir duvar örerdi. Bu kuyunun toprak kayması sonucu dolmasını engellerdi. Duvar yapımı bittikten sonra tulumba veya çıkrık bağlanarak artık kuyunun yağmur suyu veya kaynak suyuyla dolması beklenirdi. 
       Çocukluğumun korkularından biri de bu kuyulardı. Kuyulara fazla yaklaşmamamız istenir, onlarla ilgili korkunç öyküler anlatırlardı. Bilmem kimin kızı geçen gün kuyunun başında oynarken kuyuya düşmüş... ölmüş. Ya da bilmem kim kaybolmuş aramışlar aramışlar bir türlü bulamamışlar sonunda kuyuya bakmak akıllarına geldiğinde adamın kuyuda öldüğünü görmüşler. İnsanların en temel ihtiyaçlarından birini sağlayan kuyu aynı zamanda onları alabiliyordu da. Onun için kuyulara yaklaşırken hep daha tedbirli olmaya çalışırdım. Ama yine de tulumbanın koluna basıp basıp suyun geldiğini görünce hem şaşarak hem de heyecanla tekrar tekrar basmak isterdim. Çoğu zaman suyu boşa harcadığım için fırça yerdim.
       Artık kimse kuyu açmıyor şehir şebekeleri gelişti ya da insanlar sulama işleri için artezyen açıyorlar. Daha çok su ve daha az tehlike. Tulumbalar artık hurdacılara satılıyor. Sanırım artık kuyu ustaları da kalmamıştır.
       Son kuyu kapanmadan bütün korkularımızı, endişelerimizi, umutsuzluklarımızı, bizi kötü ne etkiliyorsa onu bu kuyunun içine atalım. Mesela 12 Eylül’den geri kalanları, mesela savaşları, mesela açlık yüzünden ölümleri, mesela jopları, biber gazlarını, mesela çoğu köşe yazısını, kürsüde söylenen yalanları, ayrılıkları, acıları, televizyonları, cep telefonlarını, GDO’lu yiyecekleri.... Noktalı yerlere sizde bir şeyler ekleyin ve alıp hepsini atalım kuyunun derinliklerine üstünü toprakla kapatalım ve güzel çiçek açan bir ağaç ekelim kuyunun üstüne. Sonra da o ağacın gölgesi altında rakı içelim...