Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Gülümse
Gülsen GürGülsen Gür

Söz aldım, saatlerden...

07 Kasım 2014, Cuma - 00:57
1990’lı yılların başlarıydı. Moda’da, Rus ressamların eserlerinin yer aldığı sergiye davetliydim.

Büyük bir hayranlıkla resimleri seyrederken, kısa kesilmiş bembeyaz saçları, uçuk mavi şık döpiyesi ile çok yakın zamanda kaybettiğim anneciğime çok benzettiğim, ilerlemiş yaşına rağmen oldukça hoş bir hanımefendi gözüme ilişti. Konukların hemen hepsi yanına gidiyor, saygı ile elini sıkıyorlardı. Onun da ressam olduğunu düşündüm.

Bir ara göz göze geldik, zarif bir şekilde gülümsedi. Sergiye birlikte geldiğimiz arkadaşıma kim olduğunu sordum. “Çok değerli bir şair, şiirleri şarkı sözü olarak da kullanılıyor. Türk Sanat Müziği camiasında çok sayılan, sevilen ve tanınan bir insandır... Gurbetteki oğluna yazdığı ‘Zeytin gözlüm sana meylim nedendir?’ diye başlayan şarkının sözleriyle sayısız ödüller aldı” der demez durumu kavradım.



XXXXX



“Tamam, tamam tanıdım; ‘Bir sabah bakacaksın ki bir tanem, ben yokum’ da onun eseri... Ne çok severim o şarkıyı... Ne yazık ki şarkıların güzel sözleri, solistleri şöhret basamaklarının en üstüne çıkarıyor, söz yazarları ise hep arka planda kalıyor. Onun içindir, Hüceste Aksavrın hanımefendiyi tanıyamamış olmam” dedim. Arkadaşım da “Gel tanıştırayım seni” deyince çok sevindim, çok da heyecanlandım.
Yanına gittik, elimi nazikçe kavradı. O anda annemin sıcaklığını hissettim ellerimde ve de yüreğimde...
XXXXX

O günden sonra, onu 7 Kasım 2006’da, 87 yaşında kaybedene kadar, o benim gibi genç, ben onun kadar yaşlı olduk birbirimize karşı... Bir araya gelişlerimizde diz dize otururduk, anne kız misali... Güzelim İstanbul Türkçesi ile sayısını bilmediği şiirlerini okur, öykülerini anlatırdı. Çoğu özlem kokan bu şiirleri İsviçre’de yaşayan oğlu için yazmıştı. Yaşı ilerledikçe oğluna olan özlemi daha da arttı. Eşini de kaybedince iyice yalnız kaldı. En yakın arkadaşı şiirleriydi. Bir gün şu dizeler döküldü dudaklarından:

“Bir sabah bakacaksın ki bir tanem, ben yokum / Dünyayı sana bırakıyorum /Söz aldım saatlerden, sana koşacaklar/Söz aldım gecelerden, seni uyutacaklar /Şarkılardan söz aldım / Hatırlatacaklar / Ve gözlerindeki yağmurlar pencerende / Beni anlatacaklar ileride bir bir / Belki bir gün buğday misali düştüğüm yerde / Belki bir dikenin dibindeyimdir, çaresiz / Kimbilir nerelerde?”

XXXXX

Bu, oğluna şiirlerin diliyle bir nevi vasiyetiydi. Bugün Hüceste Aksavrın hanımefendinin vefatının sekizinci yıldönümü... Onu bir kez daha yerinde anmak için, ömrünün çok uzun yıllarının geçtiği Mühürdar’a gittim. Oturduğu evin önünde durup penceresine el salladım. Perdenin arkasından bana el sallayan silûeti göz bebeklerime takılı kaldı sanki...

Birden burnuma o çok sevdiği koku geldi. Çok iyi biliyordum, o da buradaki varlığımdan haberdardı. Film şeridi gibi geçen 16 yıllık paha biçilmez dostluğumuzun ardından, sekiz yıldır da cennete gönderiyorum selamlarımı... Bu gün başımın üzerinde uçuşan martılara emanet edeceğim sevgilerimi, dualarımı...

XXXXX

Artık dönme zamanı... Mühürdar’dan Moda Caddesi’ne çıkarken rüzgar o çok aşina olduğum kokuyla esiyordu. Moda mis gibi lavanta kokuyordu. Eve döndüğümde hâlâ “Zeytin Gözlüm”ü mırıldanıyordum:

“Zeytin gözlüm sana meylim nedendir? / Bu sevmenin kabahati kimdedir? / Gül olmuşsun dikenleri bendedir. / Zeytin gözlüm uzaklarda işin ne? / Şarkıları düşürürüm peşine... / Zeytin gözlüm özlem ektim yollara... / Rast gelirsen halimi sor onlara... / Zeytin gözlüm uzaklarda işin ne? / Şarkıları düşürürüm peşine...”

Bir başka gün sizlere, bu ölüm yıldönümünde de rahmetle andığım, Cumhuriyet tarihimizin ilk kadın şairlerinden Hüceste Aksavrın’ın hüzünle örülü hayat hikayesini, bir başka pencereden anlatacağım.

Şiirler yoldaşınız olsun efendim.