Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Şimdi
Kağan BayraktaroğluKağan Bayraktaroğlu

Sonsuz olasılıkların kapısını aralamak...

30 Aralık 2012, Pazar - 01:29
2012 yılının son zamanlarını yaşadığımız bu günlerde mutsuzluk hala çağımızın en büyük sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Bunu en son yapılan araştırmalara göre Türkiye’de son 9 yılda antidepresan satışlarının yüzde 160 artmasından da rahatlıkla görebiliriz. (http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1108316&CategoryID=118 )
Daha önce yazdığım “Mutsuz olmak”, “Daha mı mutluyuz” ve “Gerçek Mutluluk”  başlıklı yazılarımda bu konuya hem zihinsel hem de ruhsal bakış açılarıyla değinmiştim. Bugünkü yazımda da mutsuzluk konusuna başka bir bakış açısıyla değinmek istiyorum.
Mutsuzluk aslında baktığımız zaman hepimizde bazı olayların ya da deneyimlerin sonucunda oluşan bir duygudur. Ancak her şeyin daha çok hızlandığı ve aslında daha da kolaylaştığı bir çağda nasıl oluyor da insanlar git gide daha da mutsuz oluyor?
Eskiden çok emek harcanan işleri bilgisayarların ve makinelerin yaptığı bir devirde yaşıyoruz. Artık tek tuşla çamaşır ve bulaşık yıkayabiliyor, tek bir tuşla yiyecek ve giyecek alışverişi yapabiliyor, tek tuşla banka işlemlerimizi gerçekleştirebiliyor, tek tuşla yüzlerce televizyon kanalını izleyebiliyor, tek tuşla internetten her istediğimize ulaşabiliyoruz. Her şey elimizin altındayken her şey nasıl oluyor da bizim için daha da zorlaşıyor. Bana göre bunun basit bir cevabı var, o da beklentilerin yükselmesi.
Her şeyin hızlandığı ve kolaylaştığı bir dönemde yaşamak, insanları rahatlatmak yerine beklentilerinin yükselmesine yol açtı. Her konuda daha fazlasını, daha iyisini bekler olduk. Geçenlerde bir telefoncuda bana yardımcı olan bir çalışanla telefon modelleri ile ilgili sohbet ederken bana çok ilginç bir şey söyledi. Akıllı telefonun özelliklerini bana anlatırken ona bu telefonu kullananlar cihazın kullanımından memnun mu diye sorduğumda. “Çoğu memnun, zaten memnun olmayanlar da hayatlarında hiçbir şeyden mutlu olmayanlar” diye cevap verdi. Aslında bu yüksek beklentinin insanları nasıl mutsuz ettiğinin çok açık örneklerinden biriydi.
Beklenti hepimizin sahip olduğu bir alışkanlıktır. Genelde insanları olumsuz beklentilerin etkilediği zannedilir. Bu bir bakıma doğrudur çünkü olumsuz beklentilerimiz olduğunda korku, endişe ve olumsuz düşüncelere sahip olarak depresif bir döngüye girebiliriz. Ancak olumlu beklentiler esas mutsuzluğun sebebidir. Çünkü yaşamı yüksek beklentilerle yaşadığımızda bir türlü tatmin olamayız. Zihnimizde sürekli olarak olması gereken bir yaşam şekli vardır. Var olan durumu yaşamak yerine hep zihnimizde oluşturduğumuz beklentilerin karşılanmasını bekleriz. Zihnimizde sürekli olarak olması gereken ilişki, olması gereken iş, olması gereken aile, olması gereken fiziksel görüntü gibi onlarca beklenti ile yaşarız. Ve bu beklentilerimiz karşılanmadığında da hayal kırıklığı yaşarız. Aslında sadece var olan vardır, var olması gereken değil. Var olanı yaşamak sadece o anı yaşamamızı ve olandan çok daha fazla keyif almamızı sağlar.
Küçük bir çocuk bile beklentileri karşılanmadığında mutsuz olur ve ağlamaya başlar. İnsanlar büyüdükçe ve çevrede her şeyi görmeye ve deneyimlemeye başladıkça beklentileri git gide artar. Ve yükselen beklentiler deneyimlerden bir türlü keyif almamamızın temel nedenlerinden biridir. Mesela Dünya rekortmeni Usain Bolt 100 metreyi 9.58 saniye ile koştuktan sonra beklentileri o kadar arttırdı ki o derecenin üstünde koştuğu her yarış görmezden gelinmeye başladı.  İnsan düşünmeden edemiyor. Bir gün 100 metre 8,5 saniyede koşulsa bu sefer bu adam neden uçmuyor bile denebilir. Tabi bu işin şakası ama bu örnekle ne demek istediğimi anladığınızı düşünüyorum.

Belki şunu diye bilirsiniz yaşamdan hiçbir beklentim olmasın mı? Bu da kayıtsızlık değil midir?
Ben tüm beklentilerinizi serbest bırakıp yaşamda bütün olasılıklara kendinizi açmanızdan yanayım. Tabi ki beklentilerimiz, hedeflerimiz olacak ama bu aşırıya kaçtığı zaman mutsuzluk kaçınılmaz bir hal alabilir. O yüzden beklentilerimizi fark edip, onlara tutunmadan yaşamak bize şu andaki sonsuz olasılıkların kapısını sonuna kadar açacaktır.
Yazımı Daniel J. Boorstin ‘in beklenti konusunu değişik bir bakış açısıyla anlatan sözleriyle bitirmek istiyorum.
“Kahvaltıda gazeteyi okumaya başladığımızda önceki akşamki haberleri okusak bile anlık olaylardan haberdar olmayı bekliyoruz, hatta bunu talep ediyoruz. İki haftalık tatillerimizin romantik, egzotik ama ucuz ve zahmetsiz olmasını bekliyoruz. Her şeyin mükemmel olmasını bekliyoruz. Hem çelişkili olanı hem de imkânsızı bekliyoruz. Arabaların geniş ama küçük, ekonomik ama lüks olmasını bekliyoruz. Biz hem zengin hem hayırsever, hem güçlü hem merhametli, hem etkin hem paylaşımcı, hem nazik hem de rekabetçi olmayı bekliyoruz.  Hem Tanrı’nın bizi yönlendiren gücünü hissetmek, hem onu yüceltmek hem de Tanrı olmak istiyoruz. İnsanlar hiç bu kadar çevrelerinin hükümdarı olmamıştı. Buna rağmen insanlar kendilerini bu kadar kandırılmış ve hayal kırklığı içinde hissetmemişti. Çünkü insanlar hiçbir zaman Dünya’nın onlara sunabileceğinden çok daha fazlasını istememişti.”