Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Sonbaharın düşen yaprakları...

16 Eylül 2015, Çarşamba - 20:46
Sonbahar geldi kapımıza dayandı. Bugün, deniz kenarında olmak, bulutların verdiği serinliği delen güneş ışınlarında ısınmak, pırıl pırıl sularda yüzmek, Tanrının lütfundan başka ne olabilir ki?
Kuşlar gökyüzünü süslerken, sararıp dökülen yapraklar yerlerde adeta dans ediyor, solan çiçekler bizlere veda ediyor. Çocuklar torbalar dolusu at kestanesi toplamışlar bile. Kediler tüylenmeye başladı, Prens Adalarında başıboş köpekler çoğaldı. Kim bu insafsızlar ki gönül rahatlığıyla sahiplendikleri evcil hayvanları kaderlerine terk edip kışlık evlerine dönüyorlar?

Sonbahar serinliğinde akşam çayının tadı bir başka güzel. Havada bir melâl var, akşam vakti dalgaların sesi rüzgâra karışıyor, solan yaprakların hışırtısı insana rehavet verirken, ben neden hüzünlüyüm, neden keyifsiz, neden kırgınım?

Beni ben yapan yaşantımla, önüme çıkan rampaları, gül bahçelerini, yüreğime saplanan dikenleri, alacakaranlıkta bırakılmayı hayat felsefemle bağdaştırdım.  Bana ters gelen, acı veren şeylerin zamanı geldiğinde insanın kendi ruhunda ve kendi bedeninde bir şekilde hissedeceğine inandığım ve aslında bu dönemde bir de ailevi mutluluk yaşadığım için, beni saran bu huzursuzluğun neden kaynaklandığını çözmek istedim.

Yağmurlu bir hava. Toprak kokusu ciğerlerime doluyor. İçimden sokağa çıkıp sırılsıklam ıslanmak geldi ama gazetemi ve kahvemi alıp, fazla dinlenmek huzurumu bozar ama yine de ben biraz dinlenmek istedim.

İlk okuduğum gazetede ilgi alanıma girmeyen cinayet, vahşet, tecavüz, kadını alçaltan, yerden yere vuran, yok sayan haberlerin başlıkları bile asap bozucuydu. Onları geçtim, birkaç makale okumak istedim ama bir şeyi anlatırken sanki başka bir şeyden bahsetmek istenmiyor hissine kapıldım. Bol bol sosyetik haberler, artistik safsatalar, üstü örtülü haberleri bir yana bırakıp diğer gazeteyi okumaya başladım. Orada da içim burkuldu, gözlerimi kapatıp bir an istemeyerek de olsa empati yaptım. Aman Tanrım, insanlar ne acılar çekiyor. Acıları dindirecek birileri olmalı. Dünya bu denli sahipsiz mi?

Bilgisayarıma koştum. Bilmem ki, o yürek yakan, can acıtan fotoğrafları yayınlamak mı yayınlamamak mı gerekir? Taşlaşmış yüreklere duygu aşılamak olanaksız, öte yandan görsel olmadan bazı insanlar konuya vakıf olamıyorlar.

Cehaletin taçlandığı bir zaman diliminde yaşıyoruz. İnsanı insana düşman etmeye, acıları deşmeye, çözüm üretmektense yaralar kanatılmaya çalışılıyor. Dünya karışabileceği kadar karıştı veya rant uğruna dünyayı karıştırdılar. Kin, nefret, hırs, ego, yalan dolanla beslenen savaşlar yıllarca sürüp gidiyor. Kırmızı, benim için kan rengi oldu. Kan dökerek barış sağlayamayacağız.

Tüm dünyada ve yurdumda huzursuzluk ülke ekonomisine de yansıdı. İnsanlar mutsuz, insanların yüzü asık, geleceğe yönelik karamsarlık gün geçtikçe artıyor.

Ülkemizde yaşanan ayrımcılık da beni üzüyor. Çeşitli medeniyetlerin Ana Yurdu olan Anadolu’da yaşamış veya yaşamakta olan etnik kökenli yurttaşlar bir mozaik teşkil eder ve bu güzellik bozulmaz. Bu bir renk cümbüşüdür, ayrım yapılmaz. Kelimeler ancak harfler yan yana gelince meydana gelir ve biz bu güzel kelimeleri okumasını biliriz.

Yağmur hala devam ediyor ve ben hala yağmurda ıslanmak istiyorum. Islandıkça ferahlayacak, ferahladıkça gökkuşağını bekleyeceğim.