Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Tatlı Cadı
Lerna Kaprielyan BağdasaroğluLerna Kaprielyan Bağdasaroğlu

Sokak çalgıcısının bilgeliği...

21 Aralık 2016, Çarşamba - 14:13
Şekilcilik ve kalıplarla nasıl da yoğrulduğumuzu düşündüğünüz olur mu hiç? Aksini savunsak da çoğu zaman hayatta en nötr duranımız bile düşebiliyor bu hataya, değil mi? Karşımızda gördüğümüz kişinin kılık kıyafetine göre hemen fikir yürütürüz mesela kimliği, titri, eğitimi, düşünceleri, hayata bakış penceresi hakkında. Kimi zaman haklı çıksak da çuvalladığımız da olur. Küçükken  'Yabancılarla konuşma' diye tembihlendiğimiz için midir bilinmez, diyaloğa girmeyiz pek tanış olmadıklarımızla, girsek de çoğu zaman mecburiyettendir. Dış görünüşü, hali tavrı farklı olanlarla mesafeli dururuz. Oysa yakın çevremizdekiler zaten biz gibidir. Bize göre farklı olanları tanımadıkça yeterince fikir sahibi olup kalıplarımızı kırabilir miyiz?  Bir dilenciyle veya sokaktaki hırpani giyisiler içindeki bir müzisyenle sohbet etmişliğiniz var mı? Dikkat edin genelde yine üstü başı yırtık veya bohem tiplerdir onlarla konuşanlar. Bu konuda birkaç deneyimim var...
Geçen gün İstiklal Caddesi'nde Odakule yakınında bağdaş kurmuş perküsyon çalan iki gençle lafladım ayak üstü. Öyle güzel çalıyorlardı ki, durmamam mümkün değildi.  Kumral olan pek konuşkan sayılmazdı. Koyu tenli olanın ise anlatası vardı adeta. Buz gibi havada titrediğim halde basıp gidememiş, sonuna dek dinlemeyi seçmiştim. Parça bitince önlerindeki çanağa bir miktar bozukluk bıraktıktan sonra sorasım tuttu ''Harikasınız gençler. Pekala  bir mekanda çıkabilirsiniz, neden sokak? Zor değil mi bu soğukta?'' Tiftik tiftik rastalı saçlarını savurup, sağ elini kalbinin üzerine götürüyor esmer olanı ''Eyvallah. Müzik içini ısıtır, hissetmezsin fazla soğuğu. Sokaklar büyütür bizi. Gelip geçenlerin tepkilerini görürsün. Barda çalsan çoğu birbiriyle sohbet muhabbettedir, can kulağıyla dinlemezler. Yürürken duran, müziğini beğenmiş demektir. Duran çok olur da konuşan pek çıkmaz. Bugün ilk sen konuştun'' Saatime bakıp birkaç dakika daha ayırabileceğime kanaat getirip soruyorum ''Hem duran hem konuşan dinleyicilere var mı bonus parçanız peki?'' Kahkaha atıp
''Olmaz mı?'' diyor. Üstünde oturduğu kat kat battaniyenin altından değişik bir flüt çıkarıp (duduk gibi) arkadaşına dirsek atıyor. O da ahşap küçücük bir ksilofon ve tef çıkarıyor yanı başındaki heybesinden. Başlıyorlar çalmaya. Ağzım açık bu kez. Sık sık dinlediğim Gladyatör filminin soundtracki Now We Are Free parçasını çalıyorlar. Karşımda 2 kişi değil mini bir orkestra var sanki. Bir flüt, bir ksilofon, bir tef, iki perküsyonü dönüşümlü kullanıyorlar. Öyle güzel ki müzik, içime işliyor, gözlerim doluyor. Alkışlıyorum bitince. Ellerim buz kestiğinden mi bu çıkan ses, yoksa biraz abarttım mı alkışlama faslını diye avuçlarıma bakıyorum. Alkış devam ediyor. Arkama bakınca görüyorum ki dinleyiciler toplanmış. Komik hissediyorum, tam filmlerdeki gibi halim. Birkaç kişi çanağa metal para atıyor. Sonra yine sakinleşiyor ortalık. Kumral olan cebinden sigara çıkarıp yakıyor. Tam 'İyi günler' deyip gidecekken, esmer olan soruyor ''Ee söylemeyecek misin niye durduğunu?'' şaşırıyorum ''Çok güzel çalıyordunuz'' diyorum. ''Atinalılar yüzünden'' deyince 'Bunun kafası kıyak anlaşılan, hadi kızım marş marş ' diye geçiriyorum aklımdan. Elimi hoşçakal der gibi kaldırıp adım atarken ''Atinalılar!'' diyor daha yüksek sesle ''Birçoğunuzu çocukluğunuzdan beri yalanlarla kandırarak, sözümona göklerde olup bitenlerle uğraşan, yerin altında neler olup bittiğini araştıran, yanlışı doğru gibi göstermeyi beceren bir bilgin olduğuma inandırmışlardır'' Topuklarımın üzerinde geri dönüp ''Biliyorum bunu'' diyorum, kaşlarımı çatıp ''Socrates'in savunmasından!'' gülüp ''Alkışş'' diyor . İşaret parmağını yüzüme doğrultup ''Sen gerçeğin peşindesin kardeş'', 'Bu çocuk bugün dumur etmek niyetinde herhalde beni' diye düşünüp ''Doğrudur'' diyorum ''Gerçeği aramak iyidir" diyor "Güzellikleri görmek de. Sen görüyorsun. Bakmaya, görmeye ve gördüklerini  paylaşmaya devam et iri gözlü kardeş" ve ekliyor  ''Unutma, misyonun görmek ve paylaşmak'' Yüzümü ekşitip 'Ne tuhaf, bu hafta bunu söyleyen ikinci kişi' diye düşünerek ''Bak işte bunu yaptığım doğrudur. Üzgünüm gecikiyorum" deyip uzaklaşıyorum.
Hani demiştimya insanları görünüşlerine göre sınıflandırırız çoğu zaman diye, işte tam da bunu kastediyorum. Bugün yolda gördüğümüz şıkır şıkır giyinmiş kaç kişi Socrates'in savunmasından bir cümle okumuştur bilinmez ama rastalı saçlı yirmilik sokak çalgıcısı ezbere biliyor..