Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Sofrayı kuran kim ola ki...

05 Aralık 2012, Çarşamba - 03:42

Bugün ne pişirelim?
Bir zamanlar cevap vermekte zorlanmadığım bu soru şimdi beni sıkıyor. Aslında birkaç günlük ne pişireceğim, alışveriş listem hep kafamda tasarlanmıştır da malzemeye baktığımda birçok şeyi gözüm tutmuyor. * Tavuklar içler acısı. Eskiden horoz almamaya dikkat ederdik ya şimdi naylon tavuk yemektense horoza can kurban.* Bilmediğim kasaptan et alışverişi yapmam, benim için etin rengi, kokusu çok önemli ama rengini beğenmediğim etlerin satıldığını da görüyorum.* Balıklar da nasiplerini aldılar. Boyları bir avuç kadar bile olmaması gereken balıkların azmanları sergileniyor balıkçılarda. Her nedense balık tanımayanlar da çoğaldı, sarıkanadı çinakoptan ayıramıyorlar. Yazılı orkinosu, palamut, torik niyetine satıyorlar oysa bu iki balığın lezzeti mukayese bile edilemez. O esmer etli balık yenir mi? Bırakın da büyüsün de orkinos olsun. * Son yıllarda doğulu vatandaşlar caddelerimizi bile manav dükkânları ile süslediler. Tertemiz ve iştah açıcı bu görüntüye söyleyecek söz yok Turistler bayılıyorlar ama ben gönül rahatlığı ile torbaları dolduramıyorum çünkü meyvelerin bazıları hep aynı boyda. Ayşekadınlar ölçülmüş de kesilmiş gibi, domatesler etli değil, bademler lezzetsiz. Ya salatalar! İpe geçirilen göbek göbek salataları özledik. Hani birer demet de kırmızı trup ile taze soğan da geçirirlerdi de eve bir bahçe vitamin girerdi. Şimdi kıvırcık salatalar kocaman ama göbeksiz, marulların koçanları ince.* Markete gidince artık her şey mevcut ama katkı maddesi olanları seçmemek ve o lezzetlerden mahrum kalmak maharet istiyor.

Misafir gelecek, ne pişireyim?
Nerede o eski sofralar? Her şey evden hazırlanırdı. Bakkal mayonez mi satardı? Şimdiki gibi çeşniler, kavanozda mantar, hazır soslar mı vardı? Hazırlıklarımızı zevkle yapardık ve yalnız afiyetle değil, keyifle yerdik çünkü gönlümüz şendi. Hayatın zorluklarını, insanların tatsızlıklarını içimizdeki huzurla yeniyorduk. Şimdi ise o hazırlıkların yarısı kadar yemek pişiriyoruz fakat artıklarını ertesi gün bile bitiremiyoruz.

Nerede o eski günler.
Akşam yemeklerinde masanın etrafında toplanmak, birbirlerini seven, saygı gösteren, anlaşan çiftler ve kurdukları yuva için kutsal bir gelenektir. İnsanlar Allahın verdiği nimeti paylaşırlar. Birbirlerine anlatacak şeyleri vardır. Masada başlayan sohbet daha sonra birer kahve ile muhabbete dönüşür. Bu bir özlemdir. Çocukken hatırlarım masa kurulduğunda somun ekmeği babam keserdi. Evin erkeğine verilen bir değerdir bu, onun elinin bereketidir. Kısacık bir cümle ile Tanrıya şükredilir ve yemeğe başlanırdı. Bu güzel gelenekler ne yazık ki bir ölçüde kaybolup gitti fakat sonuç da güzel olmadı. Bir evin içinde eksik aile fertleri ile masaya oturuluyor ise, orada eksik bir tat vardır.

Sofra adabına gelince, o da başlı başına bir kültürdür. Sofranın hazırlanması, masa düzeni, yemek listesi, sunumu, içecek seçimi, yemek zamanı, yeri, davetler, kutlamalar vs..vs..

Gürcistanda sofraya oturmak başlı başına bir seremoni. Her sofranın bir Tamadası var. Tamada ne demek bilir misiniz? Ben de yeni öğrendim. Tamada, o sofraya oturanları iyi tanıyan, iyi konuşma yapabilen bilge kişidir. Sofrayı yöneten kişidir. Yemekler sofraya dizildikten sonra Tamada açılış konuşmasını yapar, Tamada ayaktaysa, insanlar onu ayakta ve gözlerinin içine bakarak dinlerler. Tamada sözü bir başkasına da verebilir. Açılış konuşmasını bitirmeden, O, sofradaki yemeği tatmadan, yemeğe geçilmez. O, bir yudum içmeden ağza kadeh götürülmez. Tamada ilk kadehi Tanrıya kaldırır ve her kadeh bir şey için içilir. Gürcistanda içki asla sarhoş olmak için içilmez. Tek kişi içki içmenin de çok büyük ayıp sayıldığı bu ülkede Tamadaya ve bu kutsal âdete saygı gösterilir. İçinden dışından peynirler akan haçaburiler masada dururken gözlerinizi Tamadadan ayırmamak zor olsa bile, insanların kendi adetlerine ve atalarına bağlılığı göz yaşartıyor.

Sofralarımız bereketli, gönüllerimiz sevgi ile dolsun.