Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Şimdi gözlerimi açtım...

29 Ekim 2012, Pazartesi - 19:26
Elime kâğıdımı kalemimi alıp da yazmaya niyetlendiğimde, günün yorgunluğundan mı, stresten mi bilemiyorum ama aklıma güzel bir konu gelmedi. Gözlerimi kapatıp da kendi dünyama daldığımda konular etrafımda kelebek gibi uçuştular, kimi göz kırpıp “Beni daha sonra yazarsın” der gibi uçup uzaklaştı, bir diğeri “Sakın beni seçme” deyip saklandı, mavi kelebek “Sağlam dur, yıkılma” dedi. Yeşilli kelebek “Ben senin muradınım”, kırmızılı kelebek “Ben senin aşkınım”, beyaz kelebek “Ben senin ruhunum” deyip sözü ana kelebeğe bıraktılar. Ana kelebek bir kuş tüyünün üstünde titreye titreye durmaya çalışırken doğanın en uyumlu renklerini taşımanın gururuyla birden kanatlarını açtı.

O kadar muhteşemdi ki, onun o ihtişamlı duruşunu açılan bir sahne perdesine benzettim. Perde açılır ve hayat başlar. Gerçekler rengârenk sahneye dökülür. Gri hayatlar, pembe düşler, alev alev aşklar, hüzünler, hüsranlar, kin, nefret, vefasızlık, gözyaşları, mutluluklar, acılar, kara kara, mor mor, sarı sarı ve umudun rengi yeşilin tüm tonlarıyla repliklere dönüşür.

Gönlüm o kelebeği saklamak isterdi. Kanatlarındaki tüm o güzel renkleri teker teker yaşamak, bazen sarılmak, bazen okşamak, bağrına basmak, içini dökmek isterdi. Öylesine takılıp kaldım ki renklerin gizemine, öylesine daldım ruhumda canlandırdığım renklerin dansına ki bir anımı tekrar yaşamadan gözlerimi açmak, yaşadığım şu ana dönmek istemedim.

Misak Toros yönetiminde, yüreğimde ve beynimde yer eden bir oyun sahneliyoruz. *Adını Unutma*. Ben, Madame Barbiere rolündeyim. Savaş zamanı, duygular gittikçe yükseliyor. Madame Barbiere, savaşı adım adım yüreğinde, beyninde yaşayan ve yaşatan yaşlıca bir kadın. Ayağındaki aksama gün geçtikçe artıyor ve Madame Barbiere oyunun sonlarına doğru iyice topallıyor.

Perde arası, adettir bir çay içimi soyunma odasına çekiliriz. Çok değerli sahne arkadaşlarım haliyle kulisten uzaklaşıyorlar ama beni sahneden ayırmayan bir şey var. Sahnedeki evimde kalıyorum. Aksesuarlarla ilgileniyorum, fırınım, tabaklarım, radyom, dantellerim, illa ki dantellerim. File içine aldığım topuzumu yine perde arkasında düzeltiyorum. İlk kez bizleri seyretmeye gelen bir gazetenin tiyatro eleştirmeni, oyunu ve oyuncuları methettikten sonra, beni için “Bu oyun Madame Barbiere için yazılmış olmalı” demişti.

Ertesi yıl Ani İpekkaya yönetiminde başka güzel bir oyuna başlıyoruz. “Gece yarısının ötesi”. Filmini de seyrettiğiniz bir oyun. Başka bir sahnedeyiz. İlk prova günü, elimde texte sahneye çıkıyorum ve çalışmaya başladıktan kısa bir müddet sonra, aniden prova esnasında topalladığımı fark ediyorum. Öylesine takılıp kalmışım ki Madame Barbiere’e, kelebeğin kanadındaki renklerin gizemine takıldığım gibi.

Şimdi gözlerimi açtım, ne yazık ki acı bir gülümseme belirdi dudaklarımda.

Neden mi? Ana kelebek yazmamı istemiyor.