Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Elma ağacı
Barış KaşkaBarış Kaşka

Sığınaktan çıkmanın vakti geldi

01 Mayıs 2011, Pazar - 18:20
Güzel yurdumuzun gündemi öylesine çılgın ki , ne gündeme yetişmek mümkün ne de gündemi sindirebilmek. Bu da hiçbir şeyi tam olarak tartışamayan, sorunları sağlıklı olarak tahlil edemeyen ve çözümleri de konuşamayan bir toplumu beraberinde getiriyor. Bir şekilde yuvarlanıp gitme, esasında tamamiyle bize özgü bir kısır döngü durumu bu. Halbu ki yeni yüzyılın sabahında dünyanın gündemi de son derece yoğun ve korkutucu ama ne yazık ki bu kimin umrunda. Ne etrafımızı saran halk hareketleri, ne çevre felaketleri ne de NASA’nın HP firması ile yaptığı milyar dolarlık anlaşmalar dikkatimizi çekiyor.

Bu işin bir yönü. Diğer yönü ise bu yoğun ve kasvetli gündemin bireyin üzerinde yarattığı sıkışmışlık duygusu ve bu duygunun yarattığı derin tahribat. Sabaha bitmek bilmeyen gözaltı dalgaları, şifre skandalları ile merhaba diyen, gün içinde her türlü yasak ve baskının çeşitli biçimleri ile karşı karşıya kalan ve zihni ucube projelerle ve vaatlerle manipule edilen bireyin durumu ise hiç iç açıcı değil.

Kuzey Avrupa ülkelerinin çeyrek yüzyılda yaşadığı gündemi, güzel ülkemizde birkaç ayda yaşamak mümkün. Merak ettim , İsveç neleri konuşuyor; neleri tartışıyor diye. İnternetten gördüğüm kadarı ile İsveç’in gündemi birkaç aydan beri Libya operasyonu. Muhalefet, ülkenin operasyonlara katılmasını istemiyor ve bu durumu ülke çıkarları açısından tehlikeli buluyor. Fukişima da yaşanan çevre felaketi de son derece hararetle tartışılan haberlerden. Diğer haberler ise neredeyse hiç dikkati çekmeyecek cinsten. Kral emekli olmayı düşünmüyormuş, Rusya ile yeni anlaşmalar gündemdeymiş, Rus yatırımcılar SAAB ile ilgileniyormuş. Gördüğünüz gibi dünyanın düz olduğu bir çağda İsveç dünyaya online bağlanmış ve global tartışmaları çok yakından takip ediyor ve bu gündemde ne bitmek bilmeyen rezaletlere ne de kısır siyasi tartışmalara yer var. Galiba bir süre bu sıkışmışlık duygusundan uzaklaşarak o diyarların dinginliğine ihtiyacımız var.

Hazır söz kuzeyden açılmışken bu sıkışmışlık duygusunu belki de en iyi somutlayan eser kuzeyin ünlü ressamı Edvard Munch’un orijinal adı ile Skrik/Çığlık olan tablosu. Bildiğiniz gibi bu tabloda köprünün üzerinde, ıstırap içindeki yüz ifadesiyle yüzünü iki avucuyla tutan bir kişi resim edilir. Arkada ise kıpkırmızı bir gökyüzü vardır. Bu eserle ilgili açıklamalar muhteliftir. Eserin modern insanın iç sıkıntılarını, korkularını, kaygılarını anlattığını söyleyenler olduğu gibi eserin doğanın çığlığı olduğunu söyleyenler de vardır. Benim için ise ülkemizin bireyinin tam bir tablosudur adeta ‘’Çığlık’’.

Ülkemizin siyasetçisinin ve gündeminin, kolay kolay değişmeyeceğini bildiğimize göre öncelikle bu realiteyi kabul etmeliyiz. Bir süre yüzümüzü avuçlarımızın içine alsak ve gökyüzü de kıpkırmızı olsa da yine çare bizde, içimizde. Bu realitenin karşısına her şeye rağmen pozitif düşünceyi koymalıyız. Kolay mı ? Elbette değil. Her gün hayallerimiz ve kendi ütopyamız bombardıman altındayken hiç de kolay değil. Ama sığınaklarımızdan çıkmanın vakti gelmedi mi ? Her gün yeni bir başlangıç değil mi ? Dünya’yı daha iyi bir yere dönüştürmek, yaptığımız işe pozitif bir ruhla tutkuyla sarılmak için sığınaklarımızdan çıkmamız gerekmiyor mu? Çığlığı duyduk artık sığınaktan çıkıp hareket zamanı !!!

(Bu yazı ZAZ’ albümünün 11. parçası olan ‘’Eblouie par la nuit’’ ile dinlenirken okunması tavsiye olunur.) (http://www.youtube.com/watch?v=VIyq4wQD1rU)