Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Tatlı Cadı
Lerna Kaprielyan BağdasaroğluLerna Kaprielyan Bağdasaroğlu

Sevgiyi süpürmeyin emi...

05 Ocak 2016, Salı - 15:45
Kız arkadaşlarımla hemen hergün sabah akşam yazışıp, kah gülüp kah ağladığımız bir Whatsapp grubumuz var. Telefonumdaki pek çok gruptan bir tanesi, ancak en faali. Orda kaynatıyoruz yine.
Kızlardan biri dertli. Kiracısı olduğu daireyi satmaya karar vermiş ev sahibi. Gün aşırı alıcı adaylarının biri gelip diğeri gidiyor. İçinde ikamet edilen evi gezdirmek zordur, tecrübe edenler bilir. Her an derli toplu olmak zorundadır hanenin her bir köşesi. Sonuçta mahreminize kadar girip çıkar el yabancılar. Bazen olmadık tanıdıklar çıkar karşınıza, o hepten tuhaf bir durumdur. Düşünsenize dünyada evinize sokmayacağınız asrın sevimlisi, elinde metre yatak odanızı arşınlıyor ölçmek için!  Hele birde bizim güzeller güzeli vede tüy siklet arkadaşımız gibi kendi kilosuna yakın dünya tatlısı koca bir golden retrieverınız varsa, tabloyu bir daha gözden geçirmekte fayda var. Koca bebek karda kışta 3 kez dolaşmaya çıkarılacak, dönüşte patiler bir güzel sabunlanacak, gövdesi silinip temizlenecek, kurutulacak. Yetmedi, köpek bu, senin benim döktüğümüz saçtan fazla tüy döker. Her gün  kanepeler, yerler elektrik süpürgesiyle süpürülecek, silinecek. Akşama çocuk okuldan, koca işten geleceğine göre, evdede Sebastian olmadığından zeytinyağlısıydı, çorbasıydı, birkaç kap yemek pişirilecek. Arada gruba laf yetiştirilecek , cevap yazayım derken yemeğin dibi hafiften tutacak filan. Tüm bu tempo arasındada çat kapı ev gezdirilecek, tablo bu...
Gelelim asıl bombaya. Bizim kızlardan biri diyor ki ''Ayy bilmez miyim ne zor şeydir taşınmak. Tek tek herşeyi paketleyeceksin, paketleri kolileyecek, kolidekileri bir deftere işleyeceksin.'' Bir diğeri şakayla karışık ilave ediyor ''Sonra o defteri kaybedeceksin!'' , ''Ay sus, o en kötüsü yapmışlığım var'' şekline devam ediyor konuşmalar. Sonunda dayanamıyorum '' Kızım delirtmeyin adamı, hele bir ev satılsın ne bu telaş? Taş çatlasa 2 günde toplanır ev'' Bir başka arkadaşım destek çıkıyor ''Bu kadar büyütmeyin canım, kızıma hamileliğimin son dönemlerinde ev taşıdım, oğlumda yeni ayaklanmıştı üstelik. Nakliye şirketleri hallediyor. Gerçi yerleştirirken çok zorlanmıştım, ayakkabımın teki bir koliden diğer teki başka koliden çıkmıştı, üstelik çalışıyordum, düşünün durumu'' Telaşe müdirelerimizden biri devam ediyor konuşmaya ''Olmaz öyle nakliye şirketiyle filan. Tek tek silip, temizleyip, ambalajlamak lazım. Üstlerine notlar yazıp deftere kaydetmeliyim'' Dayanamayıp ''Yahu ne paketlemesi ne deftere işlemesi? Beyaz Saray'ı mı taşıyorsunuz anlamadım ki, kolileyin gitsin!'' deyiveriyorum ama nafile...Her kafadan bir ses çıkıyor, ''Akşam yerde saç kılı görsem şarjlı el süpürgesiyle süpürürüm dayanamam'', ''Misafir gelince fır dönerim oturamam'', ''Evi dağınık görünce şöyle deliririm, böyle siler öyle süpürürüm''... Dürüst olacağım pek de uzak değil tüm bu anlatılanlar, yapmışlığım var ama mazide kaldı...
Biz kadınlar sıklıkla tüketiriz kendimizi  temizlikle, düzenle. Evimizin kraliçesi yerine hizmetçisi, kölesi oluveririz. Öyle bir kaptırırız ki bu duruma, ne huzur bulur nede huzur veriririz. ''Hah tamda beni anlatıyor'' diyenleriniz varsa kulak kabartın. Anlatacaklarım hayatımı değiştirmişti, belki size de faydası olur... On küsur sene önce, kızım henüz yeni doğmuş, hijyendi, organik besindi, misafirdi, keçileri kaçırmak üzere olduğum dönemler. Bir arkadaşımın evine gittik. Anneanneside orada. Laf arasında dedi ki ''Bak kızım sen sen ol ev işiydi, temizlikti, ne kendini bunalt ne eşini. Senelerce dirlik vermedim kocama. Kanepeyi yeni sildim oturma, halıyı yıkadım sigara içme, kırlent yıpranıyor başını koyma, kadife kumaşa iz yapıyor oraya yatma!  Yorgun argın işten gelen adamcağıza düzen takıntım yüzünden rahat vermediğim gibi halının saçağını tarayıp, kirlenen tabakları yıkamaktan yanına oturmaya fırsat bulamamışım. Ne oldu? Göçüp gitti adam kuş gibi. Kanepeler, halılar gıcır gıcır duruyor ama ben bir başıma kaldım, yaşlandım. Günler, aylar, yıllar uçup gitmiş, ömrümü tüketmişim silip süpürmekle. Şimdi yanımda olaydıda dağınık olsaydı ev.  Aman kızım, torunumada söylüyorum hep, ben ettim siz etmeyin!'' 
İşte bu sihirli cümlelerle farkına vardım o dönem hayatın ne denli kısa olduğunu, sevdiklerimizle geçireceğimiz anların kıymetini. Aman ha, bugün kızlarada dediğim gibi aynı yolun yolcusuysanız, yol yakınken dönün. Zararın neresinden dönersek kardır, yanılıyor muyum?