Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Yakamoz
Cem Yalçın BayerCem Yalçın Bayer

Sevgi tolerans ister....

23 Şubat 2012, Perşembe - 19:41

Ben bir babayım,  üç tane küçük dünya sahibiyim ve fark etmeden o küçük dünyalara zarar veriyorum. Fark etmeden başlarına yıkıyorum acımasızca dünyalarını ve üzülüyorum sonra yaptıklarıma.

Çocuk sahiplerine bir duyuru. Ama ilkönce iğneyi kendime batırıyorum. Yeni nesil olan bizlerin iyi bir anne baba olmak konusunda bizim baba ve annelerimize göre çok daha başarılı olduğumuzu düşünmüyorum. Evet belki bir neslin babaları “çocuğu uyurken seveceksin” felsefesi ile bizleri sevginin gösterilmesinden mahrum bıraktılar. Sevgi göstermediler ama gece gelip başımızı okşadıklarından eminim. Ne yaptılarsa bizim için yaptılar belki bazen bunu kafamıza kaktılar ama anne ve baba gibi davrandılar.

Sonra bizim neslimiz geldi. Çocuk sahibi oldu ve dedi ki “ben yemedim sen ye” ben giymedim sen giy” ve fark etmeden giyime kuşama, oyuncağa boğduk çocukları. Onlarda ne olduğunu anlayamadan hemen adapte oluverdiler bizim bu bonkörlüğümüze.

Biz bunlarda bonkör olduk ama sevgi ve ilgi ve özellikle tolerans konusunda maalesef aynı bonkörlüğü gösteremedik. Onlardan bir büyük gibi davranmalarını bekledik. Günlük stresimizin deşarj noktaları oldular, yaptıkları küçük  hatalara verdiğimiz büyük tepkilerle. Anlamlandıramadılar küçük hatalarının neden bu kadar büyük algılandığını hatta yaptıklarının da hata olduğunu anlamadan, neden kızıldığını anlamaya çalıştılar, çocuk olarak, çocuksu olarak ve o minicik dünyalarından bize bakarak.

“Onlar çocuk bağırmasana” diyen anneanne ve babaannelere kızdık karıştırmadık işlerimize, sanki işin uzmanıymışız gibi. Onlara kulak vermedik, deneyimlerini hiçe saydık. Çocukla çocuk olma becerimize  değil de patronumuzun geliştir dediği becerilere odaklandık.

“Baba sen bana şakacıktan kötü davranıyorsun değil mi?” diye sormuş 3.5 yaşındaki kızı bir arkadaşıma. Soruya bakar mısınız? O küçük dünyasındaki algısına bakar mısınız. Bir yerlere oturtmaya çalışıp yine de babayı savunma ve koruma içgüdüsü ile bir cümle kurmuş, çünkü bilerek isteyerek kasten bir babanın kötü davranacağını minicik beyni ve yüreği asla kabul edememiş. Bunu anlatan arkadaşım ise çok üzüntülü bir şekilde paylaştı bunu benimle.

Küçük dünyalarına büyük büyük top atışları ile saldırıyoruz. Minicik kalaleri bir üfleme ile yıkılacakken biz top ve tüfekle acımasızca saldırabiliyoruz bazen, stres denen o illetin arkasına sığınarak ve tek tek yerle bir oluyor kaleleri.

Değerli Eğitmen dostum Jim Heidema’nın bir sözü var “kimse öldüğünüzde mezar taşınıza, şuranın genel müdürüydü,  şöyle başarıları oldu, bu kadar ödül aldı,  bu kadar prim kazandı yazmayacak. İyi bir babaydı, eş idi, abiydi, sevgiliydi yazacak. Yaşarken neye hizmet ettiğinize dikkat edin.

Koltuklarla işimiz bittiğinde geriye bir tek aile kalacak, daima ve her zaman.  Eğer siz o küçücük dünyalara büyük top atışları ile saldırmadıysanız .


Bir günah çıkartma gibi oldu benim için. İyi bir baba olduğunu düşünen kendimi eleştirirken, sizlere de yaptıklarınıza dikkat etmeniz için bir hatırlatma da bulunmak istedim.

Yüzüne bakarak konuşalım çocuklarımızla ve Doğan Cüceloğlu’nun dediği gibi eğilip onların seviyesine inelim ve unutmayalım onlar yetişkin değil,  çocuk ve çocuklar oyun oynamak için doğar.

Onların çocuk olduğunu unutmamamız dileğimle,

Sevgiyle kalın,