Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Silgisiz Kalem
Ayhan DurmuşAyhan Durmuş

Seven adamın sevgisi...

21 Şubat 2011, Pazartesi - 21:26

Seven adamın karşı cinse ilgisi...
 
Neden erkek adam bebekle oynamaz diye büyütülür oğlan çocukları?
İlla ki eline bir plastik tabanca tutuşturulur...
Erkek adam neden ağlamaz?
Duygusallıktan uzak, sert olması istenir hamurunun...
Sonra o hamurdan yoğrulan bireyden, ergen olduğunda, 'kadın dilinden' anlaması beklenir...
 
İki kadehten sonra 'Seviyorum ulennn' diye nara atanlar bizdedir...
Sevginin karşılıklı olması gerektiğini bilmeyen, hamuru sert kıvamlı er kişi, karşılık görmeyip reddedildiğinde doğası gereği, yapması gerekeni yapar...
Güdüleri onu sevgisi gereği(!) silaha davmasını, 'seni sevmiyorsa başka hiç bir erkeği sevemez' diye doldur boşalt yöntemiyle öğütler...
 
Sonra...
 
Hakim sorar; "neden öldürdün?"...
 
"Seviyordum efendim... sevgiden..."
 
"Sevsinler senin sevgini..." ( bir Kasımpaşalı söylemi... )
 
Ve seven adam içeri düşer, sevgiden yolu geçen türdeşleriyle, yolları bu aşamada kesişir...
 
Burada sevginin diğer kurbanlarıyla tanışır...
 
Vatanını çok seven (!), uğruna göz kırpmadan, (güdüleri gereği) kan döken 'seven adamlar' la haşır neşir olur... 
 
Seve seve öğretirler yeni sevgi çeşitlerini...
 
'Bilgiden korkan, düşünceye düşman' ama her konuda fikri olan seven adamların arasında büyütür sevgisini...
 
***
 
Seven adamın hayvan sevgisi...
 
Sevgisinin nedeni olması lazımdır seven adamın...
Hayvan sevgisi de bu temel üzerine kuruludur.
Kuzuların masumiyeti gözlerini yaşartır, civcivleri avucundan yemletir...
Oğulun başı 'koçum benim' diyerek okşanır...
Delikanlı bir tavır gördüğünde 'nasıl da horozlanıyor' diye gururlanır...
Oysa kuzu koç, civciv horoz olduğunda bu sevginin de sonu gelir...
O' na göre hayvanlar yemek için beslenir...
 
Sevgiyle büyütülür, itinayla kesilir, afiyetle yenir...
 
Seven adam sevgiyle beslenir...
 
***

Bilmiyoruz...
 
Sevmesini, insan gibi...
 
Ya çok sıkıyoruz sararken, boğar gibi, ya emeksiz, sıradan, samimiyetsiz bir boşluk bırakıyoruz, kayıp gidiyor ellerimizin arasından...
Kendi yarattığımız dünyalarda kaybediyoruz gerçeğimizi...
 
***
 
Sen hiç akide şekeri yedin mi çocuk?
Çilek nasıl kokar bilir misin?
Dalından topladığın böğürtlenin mor rengi bulaştı mı eline?
Mutfakta soyulan salatalığın kokusuna,
içerki odadan kapıldığın oldu mu?
Üzüm buğusu elini ıslattı mı hiç?
Şimdi oturduğumuz güvenlikli siteye,
remorkuna tırmanacağın
traktörcü amca gelemedi...
Salça yapılan evin mis kokusunu da,
'Kışlık soğanın' anlamını da...
Hiç duymadın, bilemedin...
Çocuk...