Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Şimdi
Kağan BayraktaroğluKağan Bayraktaroğlu

Sessizlik

24 Haziran 2011, Cuma - 18:25
Aslında sessizliği doğru biçimde ifade etmek için bu sayfayı boş bırakmam her şeyi özetlerdi. Ancak sonuçta siz okuyucularla kelimler aracılığıyla iletişim kurduğum için yine de bu boş sayfayı biraz olsun doldurmak istiyorum. Sessizlikle ilgili çok etkili sözler vardır ve onlardan bir tanesi de Rahibe Teresa’nın söylediği şu güzel sözdür:

“Tanrı’yı bulmamız gerekir ve “O” gürültü ve huzursuzlukta bulunamaz. Tanrı, sessizliğin arkadaşıdır. Doğanın – ağaçların, çiçeklerin, çimenlerin nasıl sessizce büyüdüğünü görün. Yıldızların, Ay’ın ve Güneş’in nasıl sessizce hareket ettiğini görün. Ruhlara dokunmak için sessizliğe ihtiyacımız var.”

Sessizliğin gücü aslında birçok insanın alışık olmadığı ve pek de kullanmadığı bir güçtür. Herhangi bir sorunla karşılaştığımızda hemen konuyu irdelemeye, tespit etmeye ve daha sonrasında da kendi kendimize anlatmaya başlarız. Ve daha sonra o problemi başkalarıyla paylaşarak sürekli konuşmaya devam ederiz. Yani sesleri sessizliğe tercih ederiz ve bunun sonunda artık halimiz kalmaz, enerjimiz tükenir ve susarız. Aslında çözüm bulmak yerine sorunu zihnimizde tekrarlayarak aynı durumu defalarca yaşarız ve konuyu her anlattığımızda durumun yarattığı sıkıntıyı, üzüntüyü, öfkeyi, stresi tekrar tekrar deneyimleriz.

Sedona’da katıldığım bir seminerde Hale Dwoskin, sorunlarımızı sürekli anlatmakla ilgili çok ilginç bir o kadar da komik bir çalışma yaptırmıştı. Çalışmada karşınızdaki kişiye en önemli sorununuzu anlatmamızı istiyordu. Ama bunu tek bir kelime kullanarak yapacaktık. Bu kelime de “Bla” kelimesi olacaktı. Yani, buraya yazmam gerekirse, çalışmayı şöyle yapıyorduk.  Sorunum şudur ki: Bla, bla, bla, bla, bla. Bla, bla bla bla bla bla…

İlk başta yaptığım şey saçma bir çalışma gibi geldi. Daha sonra, durumu karşımdaki kişiye “bla” kelimesini kullanarak anlatırken sorunun anlamsızlığı ortaya çıkmaya başladı. Aslında ağzımda çıkanın sadece bir ses olduğunu ve anlatarak da hiçbir yere varmadığımı anladım. Bu çalışmayı bir kere denemenizi öneririm. İstediğiniz bir konuyu seçerek kendi kendiniz bile olsa onu “bla” kelimesiyle başında sonuna kadar anlattın. Hikâyenizi anlatmayı bitirdiğinizde, hikâye bundan sonra anlatmaktan vazgeçebilirsiniz.

Sessizlikle ilgili bir diğer konu da çoğu zaman konuşmayı bıraktığımızda, zihin devreye girer ve içsel konuşma dediğimiz bir durum ortaya çıkar. Zihinde oluşan sesler bir sinema filmi gibidir. Konuyu anlatan biri vardır. O ses konuyu anlatır, onunla beraber başroldeki kişi değerlendirmeler yaparak, olasılıkları konuşur, bir başka ses de bu seslerle kavga halindedir. Sonuç olarak zihin çok sesli bir toplantı halindedir ama bu toplantıda huzur değil karmaşa vardır. Biz de bu kalabalığın içinde nereye gideceğimizi şaşırırız. Ancak fark etmediğimiz şey, bütün bu seslerin bir sessizlik alanında ortaya çıkmasıdır. Ama biz, seslere kulak vermeye alıştığımız için sessizliği görmezden geliriz. Sessizlik hep arka planda sabit olarak vardır, ama sesler sürekli değişir. O yüzden sesleri dinlemeyi serbest bırakıp sessizliğe ne kadar kulak verirsek doğal olarak sahip olduğumuz huzuru daha çok fark ederiz.