Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Can AksınCan Aksın

"Sen mi geldin canım"...

30 Temmuz 2013, Salı - 23:18
Kendisine neden yalan söylüyordu bir türlü anlayamıyordu Adam, ama Kadın habire yalan söylüyordu. Yalan... Bir “yalan dünyası” kurmuştu kendine. Anlayamıyordu..... Neden?... Neden?.... Neden?... Tam o sırada sırtından aşağıya doğru bir böcek indi. Yalana odaklanmışken, sırtında bir böcek hisetmek adamı sarstı....
“Böcek de mi yalan” diye düşündü. Eğildi masanın altına baktı, böcek gerçekti, yürüyordu, yalan değildi. O yine anlatmaya başladı. Aynı olayı bir kez daha anlatıyordu.. Belki üçüncü kez, belki dördüncü kez anlatıyordu. İnandırıcı olmak için adamın duyacağı şekilde bağıra bağıra anlatıyordu. Telefonda biri vardı. Çok sevdiği biri belki... “Yine aynı şeyi dinleyeceğim galiba” diye düşündü Adam, sonra “önemli değil, o keyif alıyor ya” diyerek kendi tabağına yöneldi. O da ne, kendisine anlatılanla, telefondakine anlatılan farklıydı.. Mekanlar aynı ama rastlaşmalar, konuşmalar, tanışmalar tamamen farklı. “Hangisi gerçek hangisi yalan” diye düşünmeye başlayınca, yerdeki böceğin çıplak ayaklarına doğru hamle yaptığını fark etti.
Birden böcekten daha az, yalandan daha çok tiksindiğini hissetti. Ayrılık vakti gelmişti. “Ben kendim giderim” dedi Kadın. Adam, “Gecenin bu vaktinde gerek yok, ben seni bırakırım” dedi. Kadın öfkeliydi. Taksi çağırdı ve taksiye binmek için kalkıp gitti. Bu “kalkıp gitmeler” üçüncü kez oluyordu. “Üç” dedi Adam, “Üçüncüde biter demiştim” diye geçirdi içinden.
Kafası patlayacak gibiydi... Alel acele masayı topladı, bardakları, tabakları mutfak musluğuna yığdı. İçi ezilmişti. Terk edilmişti. Beyni uğulduyordu.. Sanki bir değirmen taşı kafasının içine dolaşıyor beynini ezip duruyordu. TV’yi açtı, dört yüz küsurlu bir kanal bulup müzik dinlemek istedi. Vivaldi’nin “sposa son disprezzata”sı çalıyordu. ilk kez dinliyordu. Çok tatsız bir parçaydı. Burada da bir kadın, bağırıp duruyordu.. Bıkmıştı kadınların bağırıp çağırmalarından...
Koltukta sızmak üzere olduğunu fark ederek yatmaya çıktı. Her zamanki rutin hareketini yaparak TV’yi açtı. Başını yastığa koyar koymaz derin bir uykuya aldı. Gecenin ilerleyen saatinde birinin kendisini uyandırmaya çalıştığını hissetti. Kim olabilirdi ki? Birden bütün vücudunu ter bastı. Sanki biri kendisiyle konuşuyor, kendisini uyarıyor ama o bir anlam veremiyordu.
Gözlerini açtı, her zaman açık bıraktığı ve dinleyerek uykuya daldığı TV kapalıydı. “Bu ev benim evim değil mi?” diye düşündü, kendi eviydi. Birden kulakları çınlamaya başladı. Hayal meyal bir ses duydu; “Görmüyor musun, sana hep yalan söylüyor, sevgisi bile yalan. Daha ne kadar dinleyeceksin?” Tüyleri diken diken oldu.
Kimse yoktu ama ses devam ediyordu: “Seni engelliyor. Kendi acısını senden çıkarıyor. Karşına çıkan bu engelle yüzleş. Yüzleşmez yanında taşırsan, seninle birlikte büyür ve katlanılmaz olur. Yüzleş ve ondan kurtul.” “Kurtulacağım” dedi adam sessizce. Kulaklarındaki ses, “Biliyordum” dedi. Bir elin saçlarını okşadığını hissetti. Kulakları çınlamaya başladı. “Sen çok iyi bir adamsın ve her zaman çok iyi bir adam olarak kalacaksın.” Bir hışırtı duydu ayağa fırladı. Penceredeki perde hafif hafif sallanıyordu. “Sen mi geldin canım” diyerek başını yastığa gömdü ve ağlamaya başladı.