Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Selam lutuf mu...

19 Şubat 2012, Pazar - 16:02
Kar yağıyor ve ben ada yolcusuyum.
Alışılmışın dışında bir şey ama herkes de alışılmışı yapmaya mecbur değil ki? Örneğin birkaç ay önce, yine yağmurlu bir günde Büyük Adadan dönüyordum. Dönüş motorunda gıyaben tanıdığım bir Bey beni görmekten rahatsız oldu. Yalnız da değilim üstelik. Aldı mı onu bir merak? Döner bakar, eğilir bakar. Aklı ermedi bir türlü…Ne yapsaydım acaba? Koluma pazu bandı mı taksaydım “Görevli” diye.

Haydarpaşa mendireğinin önünden geçiyorum. Karabataklar boydan boya sıralanmışlar. İnanılmaz bir manzara. Hiç boş yer yok ve kuşlar özellikle de hareket etmiyorlar. Mendireğin alt kayalarının üstünü martılar tutmuş. Bazı kuşlar da havadan asayişi sağlıyorlar.

Asıl bu günüme damga vuran olay nedir biliyor musunuz? Fünikülerde, yabancı uyruklu bir hanımın, şişmanca bir Beyin yanına otururken “Good Morning” demesi. O kadar hoşuma gitti ki, öyle sevindim ki. Biraz nezaket, biraz incelik, hayatı daha kolay yaşanır hale getirmez mi? Şimdi bana, neyi silip süpürüyor ki, hiçbir şeyi diyeceksiniz ama hiç olmazsa tatlı bir esinti yaratır ruhumuzda. Hele hele bu sözler nezaket icabı olmayıp da insanın gönlünden kopan dilekler olsa : Good Morning, kolay gelsin, iyi sabahlar, mutlu günler. Fakat şişman Bey bu inceliği pek anlamamış olacak ki cevap vermediği gibi biraz da tedirgin oldu bu sözden. Oysa insanların birbirlerini selamlamaları kadar doğal ne olabilir ki? Bunun altından ne aranabilir ki?. Bence,  mahalleyi, aynı ortamı, aynı heyecanları paylaşan insanlar hiç düşünmeden birbirlerini selamlamayı alışkanlık edinsinler.

Yine yabancı bir iş arkadaşım bir gün bana “Madame, niçin iyi günler, iyi akşamlar derken,  çoğul konuşuyorsunuz?” diye sordu. Doğrusu cevabını hemen vermekte zorlandım. Gülümseyip gevelemeye başlayacağımı sezince “Madame” dedi “Çünkü bedava, çünkü beleş ama sizler çoğu kez bunu bile birbirinizden esirgiyorsunuz”.

Bazen birini özler, bir “Alo” dersiniz. Arkadaşınızı merak etmişsiniz, sesini duymak istersiniz ama telefonun ucunda öyle bir “E-fen-diiiiiim”le karşılar ki sizi, şamar yemişten beter olursunuz. Konuşsan mı? Konuşmasan mı? Haliyle bir duraklar ama yine de “Nasılsın” diye sorarsınız ve zaten susmak zorunda kalırsınız çünkü soruya cevap vermez, adeta sinirini boşaltır ve siz “yumuşatıcı” vazifesi görürken tüm markaları denersiniz, bir taraftan da endişeleriniz, yorgunluğunuz, hayat gaileniz, sorumluluklarınız, zihniniz, yüreğiniz filim gibi geçer gözünüzün önünden. Bilinenler insanların ruh hallerine göre yorumlanmıştır bile. Bilmedikleri de size kar kalır.

“Bir adam var, canı sıkılan” derler. Evet, doğrudur, bu tür adamlar her şeyden sıkılırlar. Hiçbir şey onlara göre değildir, hiçbir şeyi beğenmezler, hep pürüz ararlar, yaşamlarında biraz kımıldamak için önemli engelleri vardır : Hava yağmurlu olabilir, rehavet çöker, nem oranı onları rahatsız eder, velhasıl büyük bir azimle rutinden kendilerini kurtarmazlar, üstelik faal insanlara da kötü değil ama donuk bakarlar, inatla da sıkılmaya devam ederler ve eğer siz onlara göre daha faal iseniz, size de sıkılırlar.

Vapur adaya yanaştı. Güzel yolculuktu. Adaların tepesi kar tutmuş, damlar bembeyaz. Kar taneciklerinin denizin üstüne yağması, inanılmaz güzel manzara. Günübirlik adaya uğrayanlar ve dinlenmek için kalmaya gidenler var. Kediler iskelede toplanmış bizleri karşılıyorlar. Nasıl da işinizi bilirsiniz, sizi gidi mırnavlar.