Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Oynatalım
Uğur YıldırımUğur Yıldırım

Say sayabilirsen…

16 Nisan 2011, Cumartesi - 19:20
Haberlere, yorumlara ve de makalelere bazen de ilanlara baktığımda "Bu kadarda olmaz" dedirten hataları görünce çılgına dönüyorum..

Öncelikle gazetelerde çalışanların, muhabirinden editörüne, sayfa sekreterinden Genel Yayın Yönetmeni*ne kadar hiç kimse mi Türkçe bilmiyor, yada biliyorlarsa eğer, işlerini neden bu kadar hafife alıyorlar sorusunun cevabını bir türlü bulamadım.

Güzel Türkçemizi bu kadar hoyratça kullananların okuyucuya saygısızlık yaptıklarının farkına varmalarını beklemek aslında eskilerin tabiriyle "abesle iştigal" mi acaba diye uzun uzun düşünüyorum. Bir günlük gazeteyi şöyle alıcı gözüyle bir inceleyin. Konumuz haberin doğruluğu yada taraflı veya tarafsız olması ile asla ilgili değil.

Hiçbir yazım kuralı dikkate alınmadan yazılmış başlıklar, arada unutulan harfler, yeni moda araya sıkıştırılmış yabancı dil kelimeler, ters çevrilmiş fotoğraflardaki inanılmaz hatalar. Üstüne üstlük bazen devamı 7. sayfada olması gereken yazının 13. veya bir başka sayfaya koymalar. Hatta hiç olmayacak şeyler…

Ya da kendinizi kaptırmış bir makaleyi okurken.. "İşte tam da benim gibi düşünüyor" dediğiniz bir anda yazının son cümlesinin yarısından sonrasının yoktur. (Yazar mutlaka yazmıştır sonunu da, ya yer küçük gelmiştir, ya da oraya gelen bir son dakika ilanı son paragrafını katletmiştir yazının.)

Üstüne üstlük öyle yapılmayacak hatalar var ki. Anlatmakla bitmez. Maçın sonucunu bile yanlış yazmalar, oynamamış futbolcuya yıldız vermeler, çekilişi yapılmış Sayısal Loto daki bir rakamı yanlış verip bazen de ertesi gün özür dilemeler, "Haber dili" diye bir kavramdan asla haberdar olmadan yazılan haberler, Bakanların bürokratların isimlerini birbirine karıştırmalar, hava durumunu bile birbirine karıştırıp bir ay öncesinin raporunu koymalar.Türkçe yazım hatalarından İlkokul 2.sınıf çocuklarının sınıf geçememe nedeni hece bölmeler, noktalama işaretleri ve en basit yazım kuralarını hiçe saymalar... Bu liste sabaha kadar uzar gider.. Say sayabilirsen..

Sözüm ona birde okuyucu köşeleri var gazetelerin.. "Hatalıysam beni ara" türünden sayfalardaki hatalarını bulmayı bile okuyucuya yükleyen bir zihniyetin asla kabul edilecek bir yanı yoktur gazetecilikte.. Tampon edebiyatında bunun adı, "Hatalıysam aramızda kalsın" yada "Hatalıysam bırak yüzüme vurma" anlayışıyla örtüştüğünü söylemek daha doğru olur..

Yöneticiler olarak gazete binasından içeri aldığınız insanlara ilk önce "Türkçe biliyormusun?" sorusu yerine "Yabancı dilin var mı?" diye sorarsanız bu sonuçlar kaçınılmaz olacaktır sanırım…..En önce Türkçemizi bilmek lazım…