Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Meyhaneden
İlia Shestakofİlia Shestakof

Şarabın aramosındaki tad...

20 Kasım 2011, Pazar - 02:39
Hoş bulduk sevgili pari grubu… Patrondan izin aldık ayrı kaldık biraz daha da sürecek gibi duruyor ama biline ki bu gayrılık değil, sağ olsun kendileri gerekli müsamahayı gösteriyor.. Niye izini derseniz? O oldu, bu oldu, şu oluyor diye özetliyeyim; anlatmaya kalksam çok uzunnnnnn………..
Zaman su gibi akıp geçiyor, birkaç gün öncesine kadar mevsimlerden yaz, bir de bakmışsınız aralık ayına girmek üzereyiz. Gerçi bu sene yaz bıçak gibi kesti, birden kış bastırdı, İstanbul’ dakiler bu ani mevsim değişikliğine hazır olmadıklarından bana sanki afalladılar gibi geldi; dolayısı ile iş verimi düştü, hatta eğlence verimi bile düştü diyebilirim….Aslında meyhaneler bu uzun kış gecelerinde vakt- i zamanında insanların sığındığı bir liman idi diye düşünüyorum…. Şimdilerde ise ama mesailerin uzaması, ama yolda harcanan zaman, sonra da teknolojinin sunduğu facebook (<<<- yapılan istatistiklerde facebook kullanımında dünyada dördüncü sıradayız) imkanı, meyhaneye gitmeye vakit bırakmıyor ki; birde hangi orta halli 2-3 duble rakı bir iki meze için ayda 800-1000.-$’ ını nasıl ayırabilir ki (<<< müdavimlik kaza bela yoksa, her gün meyhaneye uğramayı gerektirir. 16.30’ da mesain bitecek 17.00 en geç 17.30’ da meyhanedesin; bir 20 lik, bir iki meze; yapın hesabı dediğim rakam çıkacaktır. Bu arada, hafta da iki günde evden biraz geç gelmek içinde izin aldığınızı varsayarsak) Artık, zaman geçtikçe gerçek meyhane kavramını yakalayamayacağız umutsuzluğuna daha fazla kapılıyorum…. Bir kasaba da yaşıyorsanız neyse de İstanbul gibi bir metropolde nasıl olacak bu, bende bilmiyorum….. Hep diyorum ya,  uzaktan yazmak en kolayı, nasıl mı? o mısra misali; ……’seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli’ ……. 
Biliyorsunuz benim arkadaşlarımla kurduğumuz “ Eski Meyhaneler ve Meyhaneciler’’ diye, temel felsefesi, İstanbul’ un bir köşesinde saklı bir meyhane gibi olalım, insanlar istediklerinde, mutlu olduklarında, dertli olup canları sıkıldığında uğrasınlar mantığında bir grubumuz var. Tüm sorunlara rağmen (<<< -sorunsuz ne var ki bu hayatta ), düşe kalka devam ediyoruz. Ben de, ara da bir, bu gruptan sizlere hoşuma giden bazı paylaşıyorum sunuyorum… Aşağıda sizlere eskilerden, grup üyelerinin gençlik zamanlarından, konusu şarap olan bir muhabbeti aktaracağım…..
“ M.K: Sene 1979 öğrenciyiz ve mevsim kış, üstümüzde parkalar 3 kişi tepebaşından sağa doğru yokuş aşağı iniyoruz, kar yağıyor ve sağda bir dükkan bir anlam veremiyoruz, lokantamı ne satılıyor anlamıyoruz ama yinede meraktan öğrenmek için giriyoruz içeri, ahşaptan bir amerikan bar benzetmesi, içeride bizden yaşça büyük bir amca,aşçı önlüğüyle,amca diyoruz; “ Burda ne satılıyor?”;amca diyor “Siz ne istiyonuz?”; ”İçecek bir şey var mı?” diyoruz; “Şarap var” diyor; “3 tane ver” diyoruz. 3 su bardağıyla beyaz şarap geliyor ve 6 tek top köfte, 3 tanede kürdan…..1 er lira ödeyip çıkıyoruz! nedense bir türlü unutamadım!....:)
C.U. : İlk sarhoşluğumun müsebbibi iki şişe şaraptır..... Markası “Mutuk” diye hatırlıyorum...Bir Nisan günü okulu kırıp içmiştik Şemsipaşa parkında iki arkadaş..Yaş 15 gibiydi...Haliyle, o zamanlar nerede rakı içecek para ve hele ki meyhanede....Köpek öldürene dadanmıştık o yaşlarda ve sigaraya da yeni yeni alışmaktaydık..Bir deli, nar getirmişti bize ve bir adam iki yudum istemişti şarabın koyu renk olanından...Aklımda kalanlar bunlardı şarabın son yudumunu bitirip, şişesini duvara vurup kırdıktan sonrasında..
M.K. : Ah hocam,hiç sorma şarabı,bizim zamanımızda köpek öldüren hep kullandık,ama paramız olunca damacana Hitit şarabı vardı,1 kilo leblebi ile sabahı bulurduk,sözde ders çalışıcağız.:)

H.S. : Lavrendoğlu.............. iğrenc tatlı kırmızı şarap..............

A.O. : Damacana cinsinden Riva şarabı da vardı Selamiçeşme de numune bağlarının alt yanından tren yolu kıyısında çok içtik…..

M.T.  : Cinzano’ nun çıkardığı hothitter diye şarabı vardı büyük şişe, 4 kişiyi ayar ederdi valla, odur bizlere şarhoşluğu yaşatan, rakı kültürümüz o yıllarda zayıf kalırdı herhalde, bide büyüklerimizin yanında konumazdık herhalde bu yüzden kovulurduk hemen, çünkü rakıya değil mezelere dalardık çok yiyince de çabuk şarhoş olup saçmalardık.

İ.S. : anılar, anılar, şimdi gözümde canlandılar….. anılar, anılar, beni bu akşam ağlattılar….

T.S. : 1975 Eylül sonları havalar güzel mi güzel o zamanlar bizim büyükçe bir sandalımız vardı. İçine doluştuk. Mehtap oluştu oluşacak. Sandala getirdiğimiz Marmara şarabı... ucuz denize girip çıktıktan sonra onu içerdik. Mezeler mi (!) kaşar, salatalık, çengelköy olacak, bir de evden getirdiğimiz soğumuş fırında makarna; şarap içiyoruz yaa....( ve devam etti )

T.S.  : Rakıyla ilk tanışmam ise bir arkadaşımın evinde oldu. İçersi sıcak mı sıcak ne kadar içtiğimi hiç anlamadım. Dışarı bir çıktık ki nerede ise kar yağacak. Çarpıldım. Amma Kızıltoprak’ tan Suadiye' ye kadar zor da olsa yürüyerek gitmeyi başardım... Arkadaşımın koluna girdim ve bana yürü açılırsın dedi. Eve vardığımda hakikaten ayılmıştım.Rakı nasıl içiliri öğrendim.... “

Benim ise şarap ile tanışmam, 7 yaşımın öncesindedir, eski şarap kadehlerinde bir parmak şarap yarım şişe çamlıca gazozu olaraktan… Sonrasında, ise Cihangir’ de bir garajın köşesinde cumartesi öğleden sonralarında, salam, eski kaşar, turşu salatalık ve muhabbet eşliğinde tüketilen şişeler geliyor aklıma…….

Bilmem sizlerinde, rakı öncesi veya sonrasında şarap ile ilgili anılarınız var mıdır? yok mudur? …….Belki de bir iki eski anı sizlerden gelir…..

Neyse bugün de böyle oldu…..Kalın sağlıcakla…….
Rakılı, mezeli, muhabbetli, bir sezon dileklerimi tekrarlıyorum. Kalplerde gerçek meyhaneler hiç eksilmesin efendim……Herkese saygılar, selamlar, sevgiler dileklerimle