Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Meyhaneden
İlia Shestakofİlia Shestakof

Sanal Meyhane Grubu ve Müdavimleri - 1

09 Nisan 2011, Cumartesi - 15:40
Bir önceki yazımda Avrupa Kültür Başkenti’ nde meyhane olmayışına değinmiştik. Gerçi kabul görmedi (<<<- mevcut şartlarda kabul görmesini de beklemiyorduk ) ama 2 ahbap çavuşun (<<<- ben ve avukat ) , İstanbul Meyhaneleri konusunda bir proje ( <<<- projede neler vardı, nasıl hazırlandıkı bir başka yazımızda ele alacağız) ile organizasyona başvurduklarından emin olabilirsiniz. Neyse araya başka işler girdi, o oldu , bu oldu, şu oldu derken, az gittik uz gittik dere tepe düz gittik, bendeniz St Petersburg’ a , avukat Sabit’ te Kuşadası’ na düştü. Gurbette olunca hem özlem çok hem de vakit, sohbetlerken bir gün internette,
“ Meyhane projemize devam edelim mi?”
“ Edelim”
“ Nasıl olacak?”
“ Facebook , bir grup kurduk mu? Gerisi şansımız” dedik.
Bütün bilgimizi kullandık, grubumuzu kurduk, bismillah dedik yola koyulduk.
Başlarken, bir mühendis olan ben sistematik olarak İstanbul’ un kapılarıı olan Haydarpaşa ve Sirkeci Gar’ ı ile Karaköy’ deki Liman Restaurant’ ın bilgilerini koymanın planını yaparken, avukat çoktan rakılı resimlerini grupta paylaşmıştı bile. Hele Asmalı Mescit’ te siyah beyaz bir resmi vardı ki; mizansen Hatırla Sevgili, 1960’ lı yıllar, sanki avukat rakısını içtikten sonra siyasi içerikli korsan afiş asmaya gidecek. Neyse avukat, ben derken Korhan, arkadaşlarımızı davet ettik, grup genişlemeye başladı, genişledikçe paylaşımlar arttı, öyle böyle bir senedir devam ediyoruz.

Bundan sonra elimden geldiğince bir meyhane olarak gördüğüm bu grubun müdavimleri ile güzelliklerini ayda bir sizlere aktarmaya çalışacağım.
v Fatih Kaya, ünlü bir restorantta şef ahçı, on parmağında on marifet, facede sitesi var, dergilere yazı yazıyor, ahçı okulu çalışması var, okuyor, araştırıyor; paylaşıyor; grubumuuzda Ahmet Örs’ ün ‘Mezeye veda vakti geldi çattı’ yazısını paylaştı, yazıda neler yoktu ki; mumlanmış balık yumurtası, uskumru dolması, patates kroket, kaybolan sokak arası mezecileri……(<<<- Neyse karamsarlığa düşmeyeceğiz, elimizdekini kurtarmaya çalışacağız diyoruz ) Bir başka gün baktık ki Fatih Bey, Balık Pazar’ı çıkışı eski ismi Asmalı Meyhane olan meyhanede , köşebaşındaki sokak kellecisinden (<<<- Ne kadar doğrudur bilmem ama İstanbul Belediye Başkanı burdan alışveriş yapiyor diye reklamı var ) aldığı kelle ile biralamakta…..

Gregory Papayoti, İstanbul doğumlu bir rum, lise öğrenimi sonra kırklı yılların sonunda Amerika’ ya gitmiş ve orda kalmış. Kadıköy’ de “Bir Tutam Baharat” filminin çekildiği baharatçı dükkânının üst katında dünyaya gelmiş. “Yasu levendimu” diyerek selamını verdikten sonra “ Kalamışta Todori, Moda da Koço, Pendikte’ te Topal Osman üst tarafı boş ver...” ve ekliyor “ Bizim zamanımızda, şık giyimli hanımlar, kravatlı, fötrlü beyler, Savarona’ dan iner Moda Kulübüne ve ordan da Koço’ ya gelinirdi, sonra balarısı Ahmet sahne alırdı …..”. Anlıyacağınız kıdem dolayısı ile buralar benden sorulur diyor taaaa Los Angeles’ lerden……

Istephan Puskul, İstanbul doğumlu, Melbourne’ de yaşıyor, anne bulgar ( <<<- biraz kurcaladık baba tarafından hemşeri çıktık, zaten topu topu 2000 makedon bulgarı var idi bir zamanlar ), baba ermeni , askerliğine müteakip Avustralya’ ya yerleşmişler. Bay Stefan tam bir gurme, bahçesinde domates yetiştiriyor, lakerda yapiyor, beyin salatası, karides saganaki, börek kızartma, tarama bir kaç spesiyalitelerinden bazıları, hele bir domates kremalı balık buglaması var ki bandıra bandıra ye beni diyor başka birşey demiyor. Üç kafadar İstanbul’ lu; Stefan, Yertvart. ve Niko beyler Melbourne’ da bahçede bir çilingir kuruyorlar, zannedersiniz bir zamanın Yeşilköy’ ün de sayfiyedeler <<<- ballandıra ballandıra anlattığıma bakmayın siz, hepsinde buruk bir İstanbul özlemi>>>. Rakıyı deseniz küçük kadehlerde sussuz içiyorlar, biz atalarımızdan böyle gördük diyerekten……Son olaraktan bay Stephan’ ın midye yemekleride meşhur, domatesli midye buğlama paella, bouillabaisse ……..

Haşim Arıkan, Çengelköy’ lü Antalya’ da yaşıyor, ama kanda Bolu’ luk var, bu arada bay Stefan ile de muhabeti ilerletmişler hemen bay Stephan’ dan aldığı formülle bouillabaisse yapımına girişiyor ..…..Haşim Bey kendi deyimi ile yeme içme konusuna geç gönül verenlerden, ama bana göre tam gönül verenlerden. Bayram, seyran , hafta sonu iki kadeh sussuz rakı., açılışı Kartal ançuez ile yapıyor, sonra o gün allah ne verdiyse, ama kraça tava, ama levrek dolması, cacığı ihmal etmiyor ( <<<- görünen oki balık taze olursa, balıkla cacık olmaz teorisi uyuşmuyor) , sofrasıda gönlü gibi bol, mezeler dizilmiş ve Abbas Rakısı masaya doğru yol alıyor yavaştan……..

Ve bu haftada geldik yazımızın sonuna sizden ayrılirken sloganımızı unutmuyoruz; İstanbul’ dan meyhaneler, soframızdan rakılar, mezeler, muhabetler eksilmesin efendim……..