Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Sahne aydılandı...

15 Nisan 2013, Pazartesi - 17:03
Geçen Cumartesi, 6 Nisan 2013, nefis bir bahar akşamı. Pariyazarların ikinci doğum gününü coşkuyla kutladık. Sevgi ve ışıkla yazan biz Parilere nice kutlamalar dilerim. Güzel anılar, insana yaşam gücü veriyor.

Elbette hayatta herkesin güzel ve ilginç anıları vardır. Acılar bizde kalsın ama hoş anıları paylaşmamı isteyen dostlarımı, cevapsız bırakmak istemedim. Hayat bu, herkesi aynı şekilde yaşatmıyor. Benim de acım oldu, beni yıpratan, zaman zaman hayata küstüren üzüntülerim ve kederlerim oldu. Bazen yüzümün ifadesinin değiştiğini söyleyenler bilmezler ki o günlerde hangi anılar beni dürter, yürek neler fısıldar, mantık ne emreder. Neler yaşanır, nelere üzülürüm, neleri özlerim. Her şeye rağmen mutluluklarım, kahkahalarım da var benim. Mutluluğu gören gözlerim, iyiye ve güzele uzanan ellerim, sevgi ile çarpan bir yüreğim var benim. Mutluluğu ufacık bir şeyde de bulabilecek kadar şanslıyım ben. Kaldı ki kocaman mutluluklar da yaşadım, kocaman mutluluklar da yaşıyorum. Yalnız acılarımla değil, tatlı anılarımla da yaşarım ben.

Tiyatro ve sahne ile ilgili olduğumu bilmeyen kalmadı. Şu anda sahne ve kulisteki anılar canlandılar, sahne tozu ile harmanlanıp etrafımda kelebekler gibi uçuşuyorlar ve sahne perisi “Anlat, anlat, o günü anlat” diyor.

“Ölüm bu mudur acaba?“ Rober Haddeler’in tek kişilik psikolojik oyunu. Duyguların anlatımı  muhteşemdi. Tesadüf bu ya, hayatımdan da kesitler var. Canlandırmalarda oyun arkadaşım Emman Çiçek’i kâh babam, kâh ebediyen kaybettiğim eşim olarak görüyorum. Kızım oyunu bir kez izleyebilmiş “Dayanamam ikincisine” demişti. Duygu yüklü bir oyun ve değişik sahnelerde oynanıyor. O gün sıra PLYD salonuna gelmişti. Oyunumuzun yönetmeni Misak Toros “Yarın biraz daha iyi giyinebilirsin” demez mi? Hiç olur mu? Dedim. Orta halli, sorunlu bir kadın niye daha iyi giyinsin ki? Üstelik birkaç oyun oynandıktan sonra kostüm mü değişir? Yapılacak bir şey yok, arkadaşlık başka, iş başka. İş disiplini, yönetmene saygı ile başlar. 

O akşam, her zaman olduğu gibi kulise erken girdim. Kendimi oyuna hazırlarken bana ait bir albümün sehpanın üstünden çapkınca göz kırptığını gördüm. Albüm evden nasıl oraya gitmişti? Bir anlam veremedim. Sahnenin iki yanı çiçeklerle süslenmişti ve video çekimine hazırlanılıyordu. Bunu da normal karşıladım. Sahne dekorunda eksiklikler vardı. Telaşlandım ve pek de önemsenmediğini fark edince biraz da alındım doğrusu. İki avuç ayşekadın fasulyesi gerekiyordu. Her şeyi toparladılar da o fasulye bir türlü gelmedi. Yahu diyorum, deli misiniz siz? Ne ayıklayacağım sahnede? İçimden de, olmazsa pantomime bağlarım işi diye düşünüyorum. Salon doldu, her şey hazır, fasulye yok. Duamı ettim, sahneye ışık verilmeden fasulyeleri mutfağa koydun mu dedim arkadaşa. “ Merak etme şimdi geliyor  “…” Şimdisi mi kalmış, oyun başlayacak “,  “ Dert etme ben yavaşça perdenin altından mutfağa doğru iterim “ demez mi? Kan beynime fırladı. Eh! Fırlamaz mı? Yahu, bu söylenecek, yapılacak şey mi? Okul müsameresinde bile yapılmaz. Bir de rahat konuşuyor ki! Gençliğin çivisi oynamış dedim kendi kendime. Üstelik de çok sevdiğim, bebekliğini bildiğim, akıllı, zeki ve nazik bir gençtir bunu bana söyleyen.

Bu nasıl bir lâubalilik diye düşündüm. İnanılmaz bir şey. Tüm konsantrasyonum bozulabilirdi. Bir an gözlerimi kapadım, derin nefes aldım ve haydi bakalım sahneye dedim kendi kendime.

Oyun başladı. Seyirciyi taa başından yakaladım. Çok iyi canıııım…çok iyi. İyi başladık derken cereyan kesildi. Sahne ve salon karardı. Benim de tepemden aşağı sıcak sular boşaldı. Bir an sahnede karanlıkta bekledim, nasıl olsa oyunun başındaydım, o bakımdan şanslıydım, oyunu baştan alacaktım ama niye ışık verilmedi?. Böyle bir şey yaşamamıştım. Böyle bir şey de yaşanmaz zaten. Yavaşça kulise geçtim ki salondan homurdanmalar, yüksek sesle konuşmalar başladı. Sofitodan da takır tukur sesler geliyordu. İster misin başına bir de kalas düşsün Sosi hanım dedim. Olamaz!…olamaz!…Tanrım ne görüyorum, Sen imdadıma yetiş. Misak Toros, elinde bir gaz lambası, “Eh! ne yapalım, arıza var, bari karanlıkta kalmayalım” diyerek, sahnenin salona açılan merdivenlerinden bana doğru yürümüyor mu? Misak bu, herkesin yapamayacağı şeyi yapar ama kafalı insandır, gaz lambasıyla sahneye çıkmaz. Karnıma ağrılar girdi. Kaçsan kaçamazsın, avazın çıktığı kadar bağırmak istesen yine bağıramazsın.

Ben ayşekadınları unutup bu kez karanlıkta bir çıkış ararken, sen Misak, gel sırtımdan beni sahneye itmeye başla. “ Misak delirdin mi? İtmesene ”,” Burada kalma ayıptır, yürü sahneye ” deyip beni sahneye çıkaran Misak’a içimden “ Bu da sapıttı, ya sabır…” diyordum ki birden salonun bana göre sol tarafından hoş bir şarkı eşliğinde, karanlıkta sayamadığım kadar mum ışığının bana doğru geldiğini gördüm. Kulaklarım uğuldadı, gözlerim kamaştı. Şaşkınlık ve heyecandan olacak,  ne yaşadığımı kavrayamadım Hayal mi görüyordum? Bu bir rüya mıydı? Gelenler peri miydi? Sahne perileri. Ya bu şarkı? Yavaş yavaş kelimelerini anlamaya başlıyordum.**Sosi teyze,  Sosi teyze, sensin bize sahneyi, tiyatroyu sevdiren….** Gelenler cin değil, peri değil, melek değil, Patilerimdi, benim güzel çocuklarım. Dizlerimin bağı çözüldü. Patillerim kısa ve öz sözlerle sarıldılar bana. Kocaman bir alkış koptu.

Sahne aydınlandı. “ Haydi bakalım, sen bizim için çok sahneye çıktın, şimdi de biz senin için bir şeyler yapalım ” dedi Misak. Ben hala “ Ya oyun? Ya seyirciler? ” diyordum. Sahneden indim, seyircileri selamladım. Meğer davetiyeler dağıtılmış ve hala hayret ettiğim bir şey var ki onca kişi vardı salonda, nasıl oldu da içlerinden birisi kulağıma kar suyu kaçırmadı. İşte buna hala sevinirim. Patilerimi de tebrik ediyorum, çocukça davranmamışlar.

Patil, PLYD de kurduğum ve on yıl yönetmenliğini yaptığım, çocuktan çocuğa oynanan çocuk tiyatrosudur. Yüz kişinin sahne tozunu yuttuğu Patil Çocuk Tiyatrosu hızla büyümüş, gelişmiş ve imkânlarını zorlayarak çok güzel gösteriler sunmuştur.

Ben, aksesuarlarımdan meşhur fasulyenin neden eksik olduğunu, evdeki albümün neden oraya geldiğini, Video çekiminin kızımın sürprizi olduğunu, ışığı kimin söndürdüğünü anlamaya çalışırken, anında sahneye barkovizyon kuruldu ve geceyi Misakla birlikte yönetmek üzere Herman Ozinyan sahneye çıktı. Bense hala oturduğum yerden davetlileri selamlıyordum. Sahnede tüm anılarım canlandı. Hayatım, yaşantım, uğraşlarım, sevdiklerim, en güzel günler, en tatlı anılar, hayatın cilveleri, kâh anlatılarak, kâh barkovizyondan beni selamlarken, birden sahne karardı. Gençlik yıllarımda en çok dans etmeyi sevdiğim Ispanyol dansıyla beni canlandıracaklarını söylediler. O yıllarda video çekimi yapılmazdı. Beni nasıl canlandıracaklardı? Şaşkınlığım bir kat daha artmışken karşımda kızım Lernayı dans ederken buldum. Çok sevindim, çok mutlu oldum. Elinden tutup baleye götürdüğüm yılları hatırladım. Birbirimizi tebrik ettik. Alkışlar salonu çınlattı. Sahne ve sınıf arkadaşlarım hoş anılar anlattılar. Misak bu, durur mu hiç, ortamı canlandırmak onun işi. Arto Arsenyan benim için İtalyanca repertuarını döktü ortaya “ Sosi mia”.

Zaman nasıl geçti, farkında bile olmadık. Salon keyfe boğuldu. O kadarla da kalınmadı. Tiyatrodaki 50.yılımı kutlarken sahnede pasta kestik. Çeşitli ve anlamlı hediyeler aldım.

PLYD dönem Başkanı Arsen Kovana, basına, davetlilere, o geceyi hazırlayan can dostlarıma ve kızıma teşekkürlerimi belirtirken çok duyguluydum ve şunu söylediğimi hatırlıyorum.”.. “…Ne mutlu bana ki sevenlerim var. Beni sevenler bana sevgilerini verdiler ama hiç kimse beni şımartmadı. İşte bu gece beni siz şımarttınız…”

Gece bitmemişti.  Bahçede düzenlenen kokteyl de ihtişamlıydı. Bir anda pencerelerden atılan karanfil yağmuruna tutuldum. Dostlarım, arkadaşlarım ve seyircilerimizle kucaklaşıp, şaşkınlığıma, heyecanıma, mutluluğuma sarmaş dolaş sarılıp evin yolunu tuttum.

Bugün geriye baktığımda o sürpriz kutlama gecesinin hazırlanmasına emek veren ve anılarımızı anlatanlardan üç arkadaşımın bizleri ebediyen terk ettiklerini görüyorum. Huzur içinde yatsınlar.

Şimdi elimde o gecenin anı defteri ve DVD’si var. Deftere şöyle bir göz atabildim, içimi heyecan sardı. Acaba DVD’yi seyredebilecek miyim?

Gecenin bitiminde yaşadıklarıma inanamıyordum, zaten üç günden kendime gelebildim.