Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Eko
Erkavim YıldırımErkavim Yıldırım

Remezan abe...

05 Ağustos 2011, Cuma - 15:12
Ne zaman Ramazan ayı gelse, ya da Ramazan ismini duysam 80’li yıllarda bizim okulun yanında bakkal dükkanı olan Ramazan ağabey gelir aklıma. O yıllarda bizim okul (Diyarbakır Anadolu Lisesi) şehrin dışında sayılırdı. Şehitlik semtinde kurulmuş iki okuldan biriydi. Diğeri Çevre Sağlık Koleji. Okulumuz hem yatılı hem de gündüzlü öğrencilerin devam ettiği bir okuldu. 12 Eylül’ün tam ortasında bizler bacak kadar çocuklar o okulda yatılı okuyorduk. Ve her yatılı okulda olduğu gibi bizim yemeklerimizde berbattı. Bu yemekleri yemeyenlerin üç değişik adresleri vardı. Parası çok olanlar Aslan Ağabey ve Mirzan’ın işlettiği kantine gidip, tost, sandviç ya da en önemlisi şimdiye kadar daha sırrını çözemediğim köfte yiyebilirdi. Parası daha az olanlar biraz da yürümeyi göze alıp okulun aşağısında bulunan ciğerciye giderdi. Parası nerdeyse hiç olmayanların uğrak yeri ise Ramazan Ağabeyin bakkalıydı. “Parası neredeyse hiç olmayanlar” neredeyse yatılıların tamamıydı. Burada alacağın şey ise bir metal kasede yoğurt ve gazeteden yapılmış koni biçimli ‘küllah’ dediğimiz kese kağıtlarında biraz zeytin veya teneke kutuda kim bilir hangi malzemelerle üretilmiş ‘çarşı helvası’ dediğimiz helva ve bir parça ekmekti. Biraz parası olan bunların yanında gazoz bile içebilirdi. Ramazan Ağabey babası ile birlikte işletirlerdi dükkanı. Sanırım asıl mesleği soğuk demircilikti. Ama bize yemeklerimizi verdikten sonra konu o gün neyse Ramazan Ağabey o işi yapmış olurdu. Hem de en iyisini. 12 Eylül’ün o baskıcı günlerinde konuştuğumuz konular daha çok futbol ve müzikti. Ramazan Ağabey her ikisinde de çok iyi olduğunu iddia ederdi.
       Bir gün yine yemekhaneden kaçmış bakkala sığınmış ve karnımızı doyurmaya çalışırken konu futboldan açıldı. Ramazan Ağabey bizi bir süre dinledi sonra birden “Ben milli takımda oynadım” dedi. Hepimiz durduk. Dinlemeye başladık.
       Ramazan Ağabey: - Sene 74. Milli tağıma çağırdiler, ben de gittim. Almanyaylan maç edecağız. Baa bi forma verdiler. Bi de şort. Dedım ben geymem oğlım o şorti. Baa oğlım milli maçtır gey diyiler. Ben diyiyem yok oğlım ben şalvarımla oynaram. Onlar etti ben ettım giymedim şorti. Baa elleri mehküm şalvarla çığtım. Top baa geli, Rumenige hemen geli yanıma benim şalvarın ağına basi, düşiyem.  Ula bir, iki en sonunda gittim Rumanige’ye ula oğlım dedim ayıp edisen. Rumenige biraz durdi sonra Kusura bakma Remezan Abe dedi. Biz de ekmek parası için oynığ. Bi daha basmadi, bende iki gol attım gazandığ maçi.
       O sırada futbolu iyi bilenlerden biri “Ama Remezan Abe o sene Almanya maçı yoğti” diyince. Ramazan Ağabey “Ordi Milli Maçi oğlııım...”
       Ya da İbrahim Tatlıses’in çıkarttığı son kasetteki bir şarkı ile ilgili konuşuluyorsa. Ramazan Ağabey araya girer “O şarğı benimdir ma ben yaptım...” derdi. Ramazan Ağabey’e göre bütün iyi türkü ve şarkıları kendisi bestelemiş en iyi futbolu kendisi oynar en iyi silahı o kullanır. Her şeyin en iyisi odur. Bütün ünlüleri tanır. Bütün ünlüler ondan şarkı almak için yarışırlar. Kendi plağı da gelecek ay çıkacaktır hep. Ama bir türlü çıkmadı plağı...
       Bir gün yine İbrahim Tatlıses konuşuluyor. Her halde çok sıkılmış olmalı ki birden “Ayağında kundura kimindir oğlım... Benimdır” dedi. Hepimiz yine döndük Ramazan Ağabey’e...
Ramazan Ağabey: - Bi gün Beyoğlı’nda meyğanede otirığ. Orğandır (Orhan Gencebay), Müslimdır (Müslüm Gürses) benığ, İbo masaları sili. Yanımıza gelmeye gorği. Ula hele gel dedim. Bizim bu masayı sil bize de bira getir. Emrin olur Remezan Abe dedi. Masayı sildi. Biraları getirdi. Sonra baa Remezan Abe dedi Ayağında kundırayı ben oğyammı abe. Acıdım, dedim al senin olsun...
       İstiklal marşı okunduğu sırada hafif bir gülümsemeyle iştirak eden arkadaşımızın burnunu dipçikle bir asker tarafından kırıldığını gördüğümüz günlerdi o günler. Cunta tarafından atanmış ağzından salyalar akarak Almanca yerine bize Faşizim, Şövenizim ve Irkçılık aşılamaya çalışan Almancacının yerli yersiz dayaklarını yediğimiz günlerdi o günler. Daha on üç yaşımdayken yazdığım bir şiir yüzünden müdür odasında büyük ve kara gözlüklü amcaların sorgusundan geçtiğim günlerdi o günler. Solcu veya demokrat bildiğimiz hocalarımızın kayboldukları, kalanlarının ise ağızlarını bıçak açmadığı günlerdi o günler. Devegeçidi’ndeki Diyarbakır Askeri Cezaevinin korkunç gölgesinin üstümüzde bir kabus gibi hissetiğimiz günlerdi o günler. İşte o günlerde bu baskıları biraz gevşetmek için hayaller kurardık hepimiz. Kim bilir belki Ramazan Ağabey’in hayal kurma biçimi de buydu.
       Ramazan Ağabey bizim o günlerdeki en önemli eğlencelerimizden biriydi. Diğeri ise Sinema. Onu daha sonra anlatırım.
       Sanırım bunları yazarak Ramazan Ağabey’i tarihe bir not olarak düşürdüm.  Ve hala inanarak biliyorum ki Ramazan Ağabey olmasa Almanya’yı yenemezdik ve “Ayağında Kundura”yı Ramazan Ağabey bestelemiştir. Bu bilgileri bende kimse değiştiremez...