Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Pırlantanın göz değil gönül yansıması...

14 Eylül 2012, Cuma - 18:19
Eylül ayına kavuştum. Kınalı Adadayım. Masmavi bir gök, karşı kıyıyı tepeden koruyan pamuk gibi küme küme bulutlar. Vano kedimi, komşu kedileri, minik yavrularını doyurdum. Börekçiden böreğimi alıp deniz kıyısına koştum. Daha kimsecikler gelmemiş, masalar boş. Açtım şemsiyemi denize karşı oturdum, kahvaltımı yaptım. Bugün deniz pırıl pırıl parlıyor. Gümüş balıkları dans eder gibi kıyıya yakın yüzüyorlar. Limandaki kefalleri de doyurdum. Martılar da nasiplerini aldılar. Eh! Şimdi keyif yapma sırası bende. Yüzmek iyi geldi. Bir de sade kahve içerim şimdi ama her gün aynı şeyi yaptığımı sanmayın, böyle rutin ve monoton bir hayat yaşayamam ben.

Yanımda gazetem, mecmualar ve dergiler var. Bir habere takıldı gözüm. Genetik bilimi insan ömrünü uzatmanın formülü ile uğraşıyormuş. Ne yapıyorlar canım, şu bilim adamları? Bilimdeki bu gelişme şimdilik Medyaya ve TV yapımcılarına yarayacak. Buyurun işte, tartışma konusu hazır. Sanki Allahın bahşettiği ömrü rahat geçirmek için gereken her şeyi yapmışlar da, hastalıklarla, mutsuzluklarla başa çıkmışlar, her şey pespembe olmuş da geriye ömrü uzatmak kalmış.

İnsan ömrünü uzatma formülü nasıl bir şeymiş? Şimdi yapılan estetik operasyonlara mı benziyormuş? Güzel, bakımlı ve genç kalmak için düzeltmelere elbette ki varım ama güzellik ve gençlik yaratmaya hayır diyorum çünkü isteklerin ucu bucağı bitmiyor ve işin tüccarı Doktorlar bunu abartıyorlar. Birkaç güzel kadın bu yüzden doğallıklarını kaybettiler, sanat âleminde de kameraya çorap geçirerek çekim yaptıran sözde güzelimiz de var. Bir de Brigitte Bardot’ya bakın. Yüzündeki çizgileri bile yakıştırmasını bildi. Bir insanın güzellikten ve gençlikten başka değerleri de vardır. Onların farkına vararak yaşlılığın nimet olduğunu unutmamalıyız. İhtiyarlık ise, onu elimizden geldiğince kendimizden uzak tutmalıyız.

İnsanın ömrünü uzatalım fikri insan sevgisinden kaynaklanmasa gerek. Bu bir ticari sektördür, belki de kandırmaca olacaktır. Doğal olarak yan sektörler de gelişecektir elbette. Dünya genelinde zaten uzayan insan ömrünün daha sıhhatli geçmesi için bir formül bulsalardı keşke yani hastalıkların insanın yaşamını fazla etkilememesini, elden, ayaktan düşürmemesini sağlayabilselerdi. Hastalıklara ilaç bulsalardı veya bulunan ilaçları artık kullanmaya başlatsalardı.

Genlerle oynanarak insan ömrü uzayınca, ekledikleri yıllar için nasıl bir ömür sunacaklar bize. Parası olan kendisine ömür satın alabilecek. Yeterli imkânı olmayan, uzatmaları yaşayamayacak veya eğer o kadar uzun bir ömür geçirebilmesi için parası yetmezse perişanlık çekecek.

Bu işin bir de manevi yönü var. Ben, uzun yaşayıp da eşim evlâdım yanımda olmazsa, neye yarar o hayat. Bence bunu düşünemeyen insan, müşahede altına alınmalı. Bu nasıl bir bencilliktir!.Korkunç bir psikoloji. Gerçi buna benzer bir adam tanıdım ben. Tek başına “Anna Aslan Gérovital H3” gençlik tedavisi yaptırmıştı kendisine ve hayatta da kendisinden başka kimseyi beğenmediği ve düşünmediği için, kim bilir belki iki yüz yıl yaşayacağını zannetti ve doksan yaşında iken on yıllık pasaport almak istedi. Beş yılı az buldu ve de doksan üç yaşında gizlice ikinci evliliğini övünerek yaptı ki hayatının son perdesi rezaletle kapansın.

Kaldı ki ölümsüzlük diye bir şey olamaz. Er veya geç, bu dünyadan ve sevdiklerimizden ayrılacağız: Bir başka boyutta insan ruhunun nelerle karşılaşacağını bilmeden Allahın kurduğu düzeni bozmaya kalkışmanın da iyi netice verebileceğine hiç inanamıyorum. Bu doğa dışı bir uygulamadır ve dünya üzerindeki canlı türlerinin de yaşamını bir şekilde etkiler. İnsan popülasyonunun da şiddetle artacağını düşünürsek nasıl bir kötülüğe imza atıldığını anlarız. Ölüm korkusunun ancak kalan ömrü iyi değerlendirmeye faydası var.

Akşam vakti, bir sonbahar sessizliğinde doğayı kucaklıyorum. Bu gün de böyle geçti. Bu ne huzur, bu ne koku, bu ne hüzün, bu ne sevgi, bu ne özlem……Akşam perde perde iniyor. Karşı sahil, Bostancı, Suadiye, Göztepe o kadar net görünüyor ki sanki bir an önce gökten toprağa ve denize inen mor perdenin altından pırlanta bir kuşak gibi pırıl pırıl parlayarak Marmara Denizini süslemek istiyor.

Yarın yine bir gün doğacak.
O gün benim olacak.
Ben günde, gün Eylülde
Eylülün yeri başkadır
          Kalbimde.