Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Perde çekiyorum hüzüne...

04 Aralık 2016, Pazar - 13:12
İŞTE BÖYLE

Yine akşam, yine sessizlik. Her gün ziyaretime gelen kumru yuvasına döndü.. Birkaç serçe hala camın önündeki yemleri yemeye devam ediyor. Sonbahar hüznü öyle bir sarıyor ki insanı, sıcacık odanızda kuşlardan daha çok üşüyorsunuz. Birkaç yaprak dökülüyor penceremin önündeki ağacın dallarından. Sararmış, kızarmış yapraklar rüzgârla savrulup kayboluyor. Kurumuş olanlar yere düşüp toprağa karışıyor.

Hüzün tablosuna perde çekiyorum. Televizyon kanalları arasında şöyle bir dolaşıyorum. Sinema seyredecek gönlüm varsa güzel bir film seçebilirim ama eğer yoksa…hayret…bunca kanalın içinden bazı yayınların ivedilikle kaldırılması gerektiğine inanıyorum.

Yalnız kalınca insan düşüncelerine düşünce katıyor. Nereden gelip nereye gittiğimiz belli değil. Araya sıkışmış bir zaman dilimi var ki sayfa sayfa gözlerimin önünde canlanıyor. Yaşanmış gönül dolusu o kadar güzel aksine bir o kadar kötü, usandırıcı anılar var ki siz isteseniz de istemeseniz de onlar sanki sizi fark edince dile geliyor. Umursamamak mümkün değil, sizi terk etmiyorlar ve sessiz bir yüzleşme oluyor aranızda. Siz, yılların verdiği olgunlukla, mantıki güçlerinizi kullanarak mütalaadan uzak, ellerinizle değil, ruhunuzla onları alabildiğince öteye, çok öteye itiyorsunuz ki yarattıkları kaosta kaybolup yok olsunlar. Tanrıya güveniniz varsa kazanan sizsiniz, kazandıran da, zaman.

Yalnız düşünmekle kalmıyor insan. Yüreğinin derinliklerinde kim varsa, ne varsa, ne yaşatılmış, ne yaşanmışsa, yanında bildiğin, tanıdığını sandığın ama seni tanımayan kim varsa hepsini mantığı ve duyguları ile tartmak istiyor insan.

Şimdi teknoloji her şeyi kendisine uydurdu. Biz de ona uymak zorundayız fakat ben hayal gücümü kullanıp, bir terazi aldım önüme, kefeleri güzelce yerleştirdim ve kafamda ne varsa hepsini, yaşarken anlam veremediğim, beni şaşırtan, üzen, kahreden ne varsa teker teker, dirhem dirhem tarttım.

Bu kez terazinin kefesine konan ne altındı, ne sebze ne de meyve. Ben dirhemle, görünmeyen ağırlıklar tarttım. Yürek sancısı, mutluluk, vicdan azabı, gönül şenliği, insanların akıl ve zeka katsayısını tarttım, değer aradım. Dirhemlerden birini hakem tuttum. Onun işi çok zordu çünkü sevgisini kimseden esirgemeyen merhametli bir yürekle mantık gücü birleşince, bu durum yasaların adil uygulanmasını engelliyordu. Balık burcu kadını bu iç savaşı ve ruhuna verdiği tahribatı bilir. 

Görünen şu ki manevi ağırlıkları teker teker tartmak dirhemleri yordu çünkü bu kez görünen köye kılavuz gerekiyordu. Hayatta insanın diline dolamadığı o kadar söylenmesi gerekmeyen, bilinmeyen ancak yaşarken ömür tüketen olay var ki kararı zorlaştırdı, bazen şaşırttı, bazen de zaten biliniyordu. Beklerken,  sırayı bozan öyle karakterler vardı ki, egoları, tatminsizlikleri, duygusuzlukları, nankörlükleri, davranış bozukluklarını tartmak dirhemlerin bile psikolojisini bozdu.

Tanrıya şükürler olsun ki yaşamı süsleyen,  huzur içinde, aşkla, sevgi ile geçen, kutup yıldızı gibi parlayan dönemler için, güzel günlerin anısına bir buket çiçek hayal ettim. Terazinin kefesinde çiçekler ve gözlerde kurumuş iki damla yaş.

Hayat, mutlulukla, huzur içinde geçerken, birden sert bir rüzgâr yüreğime unutulmaz bir acı bırakarak, esip gitmişti. Kefeye koyup tartmayacağım tek bir sevgim var ve biz onunla bu acıyı kabullenip birbirimize destek olup anne kız bu güne kadar geldik.

Ya şimdi? Hayat bitti mi? Hayır. Tanrım ömür verdiği müddetçe hayat belki daha sakin ama yine sevgi dolu geçecek.