Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Sevgi Parıltısı
Niver LazogluNiver Lazoglu

Oyun mu, bozarım...

23 Ocak 2013, Çarşamba - 02:14
Oyunlar oynardık bizler küçükken...
*Sen baba ol, ben anne, sende çocuk ol*...Roller adam akıllı yerine getirilirdi ufacıkken bile...
Hırsız polis, doktor, hemşire, yaşlı genç...

Kör ebe, köşe kapmaca, yakan top, istop, sek sek, saklanbaç, gibi gibi...

Biz büyüdük, çocukluğun oyun bahceleri hayatın gerçeği olmaya başladı...Hayaller besleyenler, bugün yaşanmışlığın sunduğu oyunları oynar olduk...

Ancak bu kez hiç de hiç de hakkını vermeyerekten...

Şimdi kim ne

Hiç bilmiyorum ki...

Hiç...

Mutluluk tabloları çiziliyor, her nedense, bilinmezin bilinir kılmamak adına mı?

Bilemedim...

Sevgiler dilde, öyle kolay tüketiliyor ki...

Seven kim?, Sevilen kim?...

Evde boyut başka, dışarda başka, sokakta başka başka...


Mutsuzluğu mutlulukla dile getirmek mecburiyet mi?

Özde, neyse o kapatılırsa, herkes ve herşey iyi mi oluyor ki?

Düşünüyorum da, şeffaflık böylesi duruşlar, yadırganıyor, dürüstlük mumla aranıyor...

İyilikler, kötülükler her neyse bizi biz yapan olgular,,,

Maskelerin yüz kapatanında, oyun içinde oyun şeklinde...

İyi de yüz görmezse de gönül görmez mi?

Ezber bozmak mecburi mi?

Oyuncaklar dünde kalmadı mı?

Oyunlar çocuklara has değil mi?

Öyle ise koca koca adamlar, koca koca kadınlar, koca koca gençler neden oyun oynuyor...

Zor oyunu bozuyorsa....Kolay olan oyunsuz durmak değil mi?

Büyük bebeler oynamasa da küçükler saflığıyla hakkıyla oyunu yaşasa dersem...

Oyun mu, bozarım....