Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Çemberin dışı
Cenk UrasCenk Uras

Öylesi bir hikaye...

08 Aralık 2012, Cumartesi - 13:16
Cuma sabahında  işlerine yetişmeye çalışan insanların akbillerinin sesleri  ve bir de koşturanların “pata pata!” ayak sesleri vardı.  Farklıydı bakışlar  pazartesine göre. “Dürülüüt!” diyerek çıkan,  dolu bir akbil sesi bile  mutlu etmezken pazartesileri,  “dooott!”  biçiminde çemkirerek,  kişiyi rüsvan eden boş akbil sesini  bile gülümseyerek karşılardı  insanlar cuma sabahları..   En kötüsü ise günlerden hem pazartesi olması , hem de makineden dooott!  sesi  çıkması olmalıydı ki,  bugün pazartesi  değildi..  İyi ki de pazartesi değildi ve iyi ki akbili doluydu.
Bir insan evladı daha ne isterdi bu hayattan… dolu bir akbil ve cuma sabahından başka.
Böyle düşünmekteydi Ali Rıza..
Bizim Ali Rıza’nın;  mutluluğu basite indirgemek ve basit yaşayarak mutlu olmak gibi güzel bir huyu vardı.  Sürekli içinde bulunduğu  “İyimserim ve gülümserim”  durumunun kendisini anlayamayanlara bir zaman sonra sinir bozucu geldiği de çok olurdu.  Ama o insanlar bile içtenliğinden hiç şüphe duymazlardı  bizim Ali Rıza’nın..   İşte bu yüzden o sadece Ali Rıza değildi..  “Bizim” Ali Rıza’ydı..   Her sabah, apartmandaki  yirmi altı dairenin kapısına ekmek, gazete ve bazılarına da süt bırakırdı.
Yanındaki  Mahmut Bey ise hep yakınıp dururdu herşeyden..  Aidatların zamanında ödenmemesinden,  üst kattaki bebeğin bütün gece ağlamasından, emekli maaşının yetmediğinden, hayatın pahalılığından, bayram sabahı çocuklarının  gecikmelerinden,  yakınacak  hiçbirşey bulamazsa,  -ki  Mahmut Bey’in yakınacak bir şey bulamadığı bugüne kadar pek görülmemişti - havalardan , sulardan yakınır dururdu Mahmut Bey.   Onun için “bizim” Mahmut olamamış,  Mahmut Bey olarak kalmıştı ..  apartmandaki diğer daire sakinleri ve kendisini tanıyanların gözünde. Oysa kendisi pek memnundu durumdan .. Öyle ya!   “Bey” sıfatını hak etmek için tam otuz yıl dirsek çürütmüştü memuriyette..
**
Bizim Ali Rıza ve Mahmut Bey;  apartmanın doğalgaz paralarını yatırmak üzere  birlikte çıkmışlardı o sabah yola.   Birisi “bey” sıfatı gereği gayet ciddi, burnundan kıl aldırmazken ve burnundan kıl aldırmamaya çalışırken çevresinde olup bitenlerin farkında bile olmazken,  diğeri  tüm komplekslerinden arınmış bir halde;  sokakta üşüyen kedileri de farkederdi, küçücük çocukların sırtlarına yüklenen ve kendi boylarından büyük çantaları ile okula gidişlerini de,  yağan yağmur  ve şiddetli esen rüzgar altında şemsiyesi ters döne döne yürümeye çalışan yaşlı kadını da..
İşte tam o sırada öyle bir yaşlı kadın,  yanına yaklaştı bizim Ali Rıza’nın..  bir dakika bakar mısın evladım diyerek..  “Ben cüzdanımı kaybettim ve evim iki istasyon ileride.  Sakın beni yanlış anlama , eğer akbilin varsa, benim için bir kez kullanır mısın?  Bu halde eve yürüyemem.. Kaç saattir burada bekliyorum!.. Utandım ve kimseden isteyemedim!.. Ama nedense senden istersem, yardım edermişsin gibi geldi bana!” dedi.
Bizim Ali Rıza her zamanki gülümsemesi ile, “tabi ederim teyze , lafı mı olur?” diyecekti ki,  Mahmut Bey, “hadi teyze , Allah versin!  Allah versin!” diyerek tersledi kadını.  Orada bulunan üç kişiden ikisi;  utançlarından yerin dibine geçmiş ve kulaklarına kadar kızarmışlardı..  Esas utanması gereken Mahmut Bey ise utanmadığı gibi,  “Hadi! Hadi! geç kalıyoruz”  diyerek Ali Rıza’yı çekiştirmeye başlamıştı.  Yaşlı kadının gözlerindeki,  incinen gururla karışık,  “sen iyi birisin üzülme!”  arasında gidip gelen,  anlatılması  zor bakışlar içine işledi Ali Rıza’nın..
Bu düşünceler içerisinde uzaklaştı bizim Ali Rıza,  Mahmut Bey'in peşine takılıp.. Tutulmuştu o anda.. Neden ve nasıl olduğunu bilmeden, birşey yapamamıştı  o anda.
**
Apartmanın doğalgaz paralarını bankaya yatırmışlardı.. Dönüş yolunda hiç konuşmadılar. Aklı kalmıştı kadında ve yaşlı kadının evine dönüp dönemediğini, eğer döndüyse nasıl döndüğünü merak etti durdu yol boyunca.
Hava karardığında çöpleri toplamaya çıktı bizim Ali Rıza..  On yedi numaralı daire kapısına geldiğinde , çöpün kapı önüne bırakılmadığını görünce zili çaldı.
İşte o an elinde bir çöp poşeti ile yeni taşınan yaşlı kadını   gördü. Birkaç saat önce gururunu yerle bir ettiği yaşlı kadının elinden çöp poşetini aldı.. Sesi çıkmadı.. İyi akşamlar bile diyemedi . Sadece yutkundu ve sustu..
Mahmut Bey ise kendi dairesinde, yemeğini yemiş çayını içiyordu hem yaşanılanlardan, hem de insanların duygularından habersiz.