Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Tatlı Cadı
Lerna Kaprielyan BağdasaroğluLerna Kaprielyan Bağdasaroğlu

Olması gereken, oluyor...

23 Temmuz 2014, Çarşamba - 12:42
Ramazanda olduğumuzdan ada sahili kısmen ferah.Hal böyle olunca kulübe gitmekten vaz geçip, nicedir unuttuğumuz bir his olan deniz kenarında keyif yapma hakkımızı kullanıyoruz, bir süredir adalılar olarak. Bu yaz el değiştiren mekanın lezzetli yiyecekleri eşliğinde adeta tatilde gibiyiz. Etrafımızda bizi denize girmekten soğutan,iç çamaşırlarıyla yüzen tipler yerine, deniz güneş keyfi yapmaya gelen düzgün günübirlikçiler ve adalılar var.
Ohh nasılda özlemişim denize sıfır mesafede bir şezlonga kurulup, güneş tenimi ısıtırken, iyot kokusunu içime çekmeyi. Biricik kızım tam önümde arkadaşlarıyla yüzüyor, canım arkadaşlarım yanımdaki şezlonglara kurulmuş, sohbet ediyoruz. Az sonra adadan bir tanıdığın dünya tatlısı Golden Retrieverı geliyor sahile. Günlerdir alıştığımız üzere , yine cool bir tavırla kimseye bulaşmadan denize girip, biraz yüzüp çıkıyor.Ne kuyruğunu çekiştiren çocuklara ses çıkarıyor nede kendisini sevmeye çalışanlara pas veriyor. Bir eda, bir çalım sorma gitsin!
Tam yatırıp göbeğini kaşımalık tatlılıkta. Derken biraz arkamızda oturan bir bayan söylenmeye başlıyor. "Denizde köpeğin işi ne! Amma terbiyesiz, duyarsız insanlar var. Kimin köpeği bu?" Ayaklanmış etraftakilere soruyor bir yandan "Sizin mi? Kimin bu köpek?" Tepemde dikilmiş dırdırı bitirmeyince dayanamıyorum artık; "Hanımefendi müsterih olun, kimseye birşey yapmaz o köpek. Size ne yaklaşır nede dokunur. Girin denizinize , keyfinize bakın." Hatun hepten kızıyor "Sizin mi yoksa ? İnsanların denize girdiği yerde ne işi var köpeğin!!!.." Susmuyor, makineli tüfek gibi saydırıyor.
Sonunda dayanamıyorum. "Denize sadece insan girer diye bir kaide yok. Rica ederim denize girecekseniz girin, girmeyecekseniz başımda dikilip bağırmaya bir son verin!" Nihayet söylene söylene de olsa suya giriyor. Az sonra tam sırtımı güneşe verip gevşemişken, arkamda adalı bir hanım yüksek sesle sitem ediyor "Yuhh şunlara bakın , bu yaşta utanmıyorlar, hallerine bakın hele, ayıp ayıp." Doğrulup başıyla işaret ettiği yöne bakıyorum. Muhtemelen altmışlarında, beyaz saçlı bir adam, denizde kollarını öne uzatmış, aynı yaşlardaki bir kadını çocuğunu yüzdürür gibi yüzdürürken, masum buseler konduruyor dudaklarına. En ufak müstehcenlik yok, sevgi var, huzur var, o tabloda.
Arkadaki hanım hala söyleniyor "Ayıp ayıp" diye. Yine dayanamıyor , gülümseyerek "Çok şekerler." deyip geri yatıyorum. İnsanlara ne oluyor kuzum? Biri denize köpek girdi diye sinirleniyor, diğeri altmışlık amca sevdiğine öpücük kondurdu diye ayıplıyor. Üç günlük dünyada iyi ki doğmuşuz deyip, hayattan keyif almak varken durduk yere sorun yaratmak niye?
Mutluluk duyulacak tablolardan, mutsuzluk duymak niye? Yok keyfimi kaçıramazlar, bir Mojito söylüyorum garsona ve denizde kıkırdaşan çocuklarımıza bakıyorum. Şükredecek ne çok şey var. Varsın onlar sızlansınlar, mutlu olmayı seçiyor ve herkese huzur diliyorum ...