Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Meyhaneden
İlia Shestakofİlia Shestakof

Öğle rakısının tadı başka...

14 Ekim 2011, Cuma - 23:42
Ne kadar kolaymış taaa uzaklardan yazmak…..Sonbaharın, kışın sonuna kadar hissedildiği bir ortamda, hayalinizin müsaade ettiğini satırlara dökmek meğer ne kadar da kolaymış… O uzun kış gecelerinde (<<<-havanın öğleden sonra üçte karardığını belirteyim ) ama rakı, rakın bitti ise ama konyak, ama vodkanı al, geç bilgisayarının başına; eskiden yaşadıklarını, kaybettiklerini, kazandıkları, hayallerini, okuduklarını, araştırmalarını yaz yazabildiğince, ertesi gün tekrar geç bilgisayarın başına ya beğenmediğin kısımları düzelt ya da yazmaya devam…..  Lâkin İstanbul’ da yazmak benim için o kadar kolay değil; bir tarafta gerçekler, bir tarafta yaşananlar…. Yaşanan gerçek değil mi? diye sorabilirsiniz, bende bu konuda şüpheye düşmüyor değilim….Veya şöyle de diyebiliriz bildiğin doğruların gün geçtikçe kaybolması, bazen umutsuzluğa kapılmama sebep oluyor….. Biz taraftan yok Lambo’ nun Meyhanesi, yok Hidayet’ in Meyhanesi diyeli diğer taraftan yaşadıklarımız ise tam bir hüsran………
Geçen günlerde,  Asya yakasında İdealtepe - Maltepe arası Beşçeşmeler Meydanı’ ndaki bir meyhanede birkaç kişi toplandık….Meydan İstanbul’ da saklı kalmış köşelerden biri, yirmi sene öncesinin Ortaköy’ ü veya Heybeliada’ sı veya bir zamanların Marmara adası….Aslında tüm meydanda eskiden meyhane ve kahvehaneler varken, zamanla çay bahçesi, nargile, cafe, gözleme gibi bir evrim yaşamış; ama yine de orta yaş ve üzeri baylı bayanlı sohbet ve oyun dahil olmak üzere bir ortam mevcut….Söylediğim tarihlerde ki Heybeliada’ yı veya Marmara Adası’ nı ( <<<- Marmara Adası’ nada gitmeyeli 20 sene oluyor, zaman ne çabuk geçiyor ) bilenler söylediğimi daha iyi anlayacaklardır……   
Oturduk meyhanemize, söyledik rakılarımızı muhabbet, sohbet, bir iki şarkı söz ama işletme ne yaptı etti o akşamı bozacak bir iki şey yaptı, yapmasaydı şaşardım zaten…..Sonra semtin insanlarına ‘’ Abi niye gelmiyorsun? ‘’….Meyhanecilik, her hizmet gibi zor iştir, sebat etmek işidir, velhasıl kelam ‘’dir de dir’’, olması gerekenler bitmez……Neyse grupta diğer her şey güzel gittiğinden, olumsuzluklar arada kaynadı gittiler…. Diyeceğim o ki ben mi? fazla kafaya takıyorum ve abartıyorum bilmiyorum ama bizim Cenk ne yapıyor ediyor, gerçekten hayale geçişte fazla zorlanmıyor, onun bu huyuna bayılıyorum….Bu haftada ondan iki yazı paylaşıyorum…..
‘’……Demek ki bir süreliğine dalmışım hayallere ve bir hırsız yemiş peyniri ve içmiş rakıyı...Bir müdddet dolandım uzak diyarlarda , kıyısından köşesinden tutunacak bir yer aradım. Bulamayınca geri döndüm..Hani derler ya rakı; peynir yerken güzel gider, yok efendim kavunla gider...Yahu bu rakı en güzel hayalle gider. Boş hayallere karnımız tok diyenlere inat yapar gibi ve her defasında daha büyük bir açlıkla yaşayarak sadece o an'ı..Düş kırıcılar düşünsün dursun şimdi işin diğer tarafını...Güneş batmış ve bir kez daha doğmuşum işte.. Gerisi kimin umurunda. Şerefe!!...... (<<<-ve devam ediyor )……. Sudan sebep oluyor da, rakıdan hayal neden olmasın.Nasıl olsa istesek de kuramayacağız gün doğduğunda..İstesek de fırsat vermeyecek hayatın haldır haldır koşuşturması..Arada bir kaçacağız öğle rakısına gün aydınlık da olsa..Ama o zaman bile, en karanlık ve kuytu köşesini seçeceğiz meyhanenin.. Çünkü en aydınlık insanları yine en kuytularda bulacağız bizler……’’
‘’…….Can sıkıntısından rakıya göbek attırıyorum kadeh de... Şöyle ballandıra ballandıra ve gönül ister ki sanal alemden değil ama; yüz yüze gelerek ve mümkünse yaşı elli üzeri olan ve o günleri yaşamakla kalmayıp, ruhunu özümsemiş ve o günlerden söz ederken bile sesi titreyen bir abimizden ne bileyim işte; misal Samatya' yı... Kumkapı' yı vs.. Hani babasından ya da dedesinden görmüşse de, Galata meyhanelerini dinlemeyi özledim tam olarak şu an.. Ama yine ve mümkünse "rakı şöyle içilir böyle içilir değil", oralardaki gerçek hayatları duymayı özledim….Bunları dinlemeyi seviyorum..Kim bilir belki de ondandır kıyı köşe mahalle meyhanelerine merakım..Çünkü asla bulamıyorum ne Nevizade' de, ne Kumkapı' da ne şu meşhur meyhanelerde artık böylelerini..Oysa bir yirmilik ısmarladığında yarım saat içerisinde ve gözleri dolu dolu sana ömrünü anlatan insanlar var kenar mahallelerde..Meyhane adabına uygun olsun diye kendini zorlamayan insanlar var..Gerçek hayatlar var bir yerlerde..Kitaplarda yazmayanı, filmlerde gösterilmeyeni ve hatta şarkılarda söylenmeyeni söyleyen insanlar….’’
Bu hafta yazıya otururken sizlere biri benden olmak üzere rakının yanına gidecek üç meze tarifi verecektim….Olmadı, yazı beni başka tarafa sürükledi….. Neyse kısmet ise gelecek haftaya……
Bu hafta da yazımı bitirirken, sezonda rakılı, mezeli, muhabbetli, bir sezon dileklerimi tekrarlıyorum. İstanbul’ dan gerçek meyhaneler hiç eksilmesin efendim……Herkese saygılar, selamlar, sevgiler dileklerimle