Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

O Adam

07 Haziran 2011, Salı - 20:45
Hava sıcak. Baharı görmeden yaz geldi kapımıza dayandı. Kadıköydeyim. Tramwaya binip nostaljik takınacağım. Arkadaşım beni bekliyor, kahvelerimizi, çaylarımızı içtikten sonra yemeğe çıkacağız. Günümüzü tiyatroya giderek bitireceğiz. Ne güzel değil mi?
 
Kendime şık bir şapka satın aldıktan sonra, indim meydana ve tramway durağını aramaya başladım.
- Beyefendi, lütfen, tramway durağını bulamadım da, ne tarafta acaba?
Diye sordum temiz giyimli yaşlı bir Beye. Adamcağız şöyle bir süzdü beni ve…
- Ne tramwayı hanım, siz galiba İstanbulda yaşamıyorsunuz, tramway dünyadan kalktı.
- Aaa..olur mu?
Dedim rayları göstererek.
- Ne diyorsun hanım?
- Canım, daha kışın bindim ben tramwaya.
- Kışın mı? Kışın…e…mi? Haaa…ehh…
Diye acıyarak gözlerimin içine baktı, sonra başını sağa sola salladı ve dudak bükerek,
- Tabii…tabii…kışın…kışııııııın….
Diyerek homurdana homurdana yürüdü gitti.
 
Yahu dedim kendi kendime bu adam benimle alay etmedi her halde. Üstün yetenekli bir oyuncu olmadığı da kesin. Vah zavallı, hasta olmalı ama durumunun farkında değil. Kesin acımıştır bana, Allaha şükretmiştir belki de. “ Yazık kadıncağız kafayı yemiş “ demiştir.
Ben bunları düşünüp yürürken zaten durağa gelmişim. Tramway da hemen geliverdi. Tek bir koltuk buldum ve oturdum. Kalabalığı yara yara altı yol ağzına geldik.
 
Bu tür vakalar neden hep beni bulur dedim kendi kendime. Kimdi bu adam? Nasıl bir hayat yaşamıştı? Görmüş geçirmiş birine benziyordu. Ne yapar? Kiminle yaşar? İtibarı kalmış mıdır? Ne yapmıştır, neyi başarmış, neyi batırmıştır hayatta? Sevmiş midir? Sevilmiş midir? Kötü bir insana da benzemiyordu. Cebinde parası var mıdır? Yoksa durumdan istifade adamı meteliksiz mi bıraktılar? Yaparlar, vallahi de billahi de yaparlar. Belki de tam tersine onu sevgi ile koruyorlar, hastalığına üzülüyorlar. Adam hasta. Kafasının içi iyice boşalmış. Onun dünü ve yarını yok artık.
 
Ya ben! Benim aklım çalışıyor da ne olmuş? Geçmişim beynimin bir köşesinden sürekli dürtüyor beni, kâh mutluluk, kâh acı veriyor, kâh üzüyor, kâh hırpalıyor beni. İşlerim beni bekliyor. Onları toparlamaya çalışıyorum. Kafamın içinde bir sürü proje var. Tembel de değilim. İnsanları görüyorum, onları anlıyorum, onlara anlatmaya çalışıyorum, her şeyin herkesin farkındayım ben ama çaktırmıyorum. Bazen duygularım, bazen da mantığım beni yönlendiriyor, yüreğim henüz pas tutmamış, içimde sevgi ve aşk var, dobralık var, sinsi sinsi düşünmektense, insanlarla açık seçik konuşmayı yeğliyorum. Şu son günlerde arka arkaya gelen ölümler beni sarstı. Üzülüyorum. Hayata kocaman bir soru işaretiyle bakıyorum. Düşünüyorum, hep düşünüyorum. Tanrıyı, hak ve hukuku, adaleti, cehaleti, geçmiş zamanı, şimdiki zamanı, gelecek zamanı, sevdiklerimi, ülkemi, evimi, kedimi, yüreğimin sesini ve tabii ki kızımı ve kendimi.
 
O adam hastaydı, Ben hasta değilim de ne olmuş yani? O adam huzurlu, benimse huzurum kaçmış.
 
Ama yaşamak budur işte, hep iyiyi hep güzeli hep kolayı kabullenmek değildir hayat, araya serpiştirilmiş zorluğun, acının, sıkıntının üstesinden gelmek için çabalamaktır hayat.
 
O adam hep mutlu, hep huzurlu ama O adam yaşarken ölmüş. Bense varım ve yaşıyorum.
Şükürler olsun Tanrım.